anıt sayaç’ın derlediği verilere göre, 2025 yılında türkiye’de yaşayan 69 kadın katledildiği için 8 mart dünya emekçi kadınlar günü’nü göremedi. o kadınlar arasında yer alan hatice çevik, 17 şubat tarihinde, uyuşturucu madde etkisi altındaki oğlu tarafından 17 kere bıçaklanarak katledildi. basına yansıyan haberlere göre çevik, bundan iki sene önce boşanmak istediği erkek tarafından silahlı saldırıya uğrayıp ağır yaralanmış, ölümden dönmüştü. çevik’in kendi evinde kendi ailesi tarafından el birliğiyle sonlandırılan hikayesi aslında tüm kadınların yaşamından izler taşıyor.
hiçbir olguyu ekonomik temelinden ayırıp yorumlamanın doğru olmadığı gibi kadına yönelik şiddetin, istismarın ve kadın cinayetlerinin arkaplanına göz atmadan konuşmak da doğru değil. ülkede bulunan mevcut ekonomik kriz ve ağır yaşam koşulları insanları derin çıkmazlara sürüklüyor. antidepresan ve uyuşturucu madde kullanımı, özellikle geleceğe dair ümit taşımakta zorlanan gençler arasında hızla tırmanıyor. sağlıklı olmayan koşullar sağlıklı olmayan insanları yaratıyor. gücü yeten gücü yetene saldırıyor, insanlar bilinçli bir şekilde tekinsiz hâle getirilen sokaklarda birbirleriyle göz teması kurmaya çekinir hâle geliyor, el kadar çocuklar birbirlerini defalarca bıçaklayarak katlediyor. içerisinde yaşadığımız sistemin de etkileriyle kadınlar ve çocuklar ise bu sorunların en çok yükünü sırtlanan kesim olarak karşımıza çıkıyor. sık sık önümüze düşen cinnet geçirip ailesini ve kendini öldüren baba figürü toplumda giderek kanıksanıyor.
bu kadar ciddi sorunlarımızın yanı sıra değişen dünya düzeni ve sosyal medya uygulamaları üzerinden yapılan algı operasyonları odak noktamızı kaydırıyor. küreselleşen dünyamızda değerlerin yeniden kurulumu ve anlamlandırılması bizlere köklerimizi unutturuyor. önceki kuşaklarımızdan aldığımız değer yargıları bize dayatılanlarla çelişiyor, nerede konumlanacağımızı şaşırıyoruz. insanlığın geleneği hâline gelmiş kuşak çatışmasını son raddelerde yaşıyor, yeni şekillenen dünyada yerimizi arıyoruz. sosyal medyaya girdiğimizde bize sunulana kapılmak eylemlerimizin altını boşaltıyor, çoğu zaman fikirlerimizin ve arzularımızın yönlendirildiğini göremiyoruz. sonuçta kadın olmak çok güzel bir şey, çiçekler de güzeller, neden etrafımızdaki erkekler bize çiçek verip kadın oluşumuzu kutlamasınlar ki? bunun neresi kötü? zaten birçok markanın da kadınlar günü’ne özel indirimleri oluyor, sorun ne?
sorun aslında tam olarak bu noktalarda, bu soruların gizlediği niyette başlıyor. “tatlı, güzel ama salak kız” stereotipi üzerinden kadına hareketlerinin ve tavırlarının makul bulunacağı bir alan belirleniyor. o alanın dışında ver olan kadınlar yeriliyor, yeni tabirle “linçleniyor”. yıkılması için türlü mücadeleler verilen toplumsal cinsiyet normları sosyal medyaya üretilen “dişil-eril enerji” gibi süslü tabirler adı altında yeniden güzelleniyor. insanlığın ilk dönemlerinden günümüze ulaşan insan tasvirlerinde kadın ve erkek temsilleri arasındaki farklarda dahi görülen bu normlar giderek “yıkılması gereken” yerine “olması gereken” hâlini alıyor, veya alması için çabalanıyor.
tarihin kadını konu alması 200-300 yıllık bir döneme tekabül ediyor. kadınların oy hakkı için açlık grevi yapmak zorunda kaldıkları; nüfus sayımına dahil olabilmek için, okumak için, çalışabilmek için mücadele verdikleri bunca yılın ardından bulunduğumuz nokta iç rahatlatmıyor. 8 mart’ı 8 mart yapanın ne olduğu yeterince anlatılmıyor, aktarılmıyor. kadınların haksız, eşitsiz ve ağır çalışma koşullarını protesto ederken yanarak ölen 129 kadın işçinin anısını ve mücadelesini yaşatmak için ortaya çıkmış bir günü; “kadın olmayı kutlayalım!” noktasına çekmek en hafif tabiriyle bu uğurda katkı sunan ve bedel ödeyen her bir insana haksızlıktır. kapitalizme bir tepki olarak doğan kadınlar günü’nü “kapitalizmin bir oyunu” hâline getiriyor, kendi cam tavanımızı kendi ellerimizle güçlendiriyoruz.
kadınların en temel insan hakkı olan yaşam haklarının elinden alındığı bu dönemde sözlerimizin, şakalarımızın, küfürlerimizin ve başkalarının tahayyülüne terk ettiğimiz arzularımızın neleri meşrulaştırdığını görmek zorundayız. hatice çevik’in, özgecan aslan’ın, rabia naz’ın katillerini yaratan sistemle kavgamız sürüyor, sürecek.






Yorum bırakın