özgür özel’in “tüketim boykotu” çağrısı ülke siyasetinde yeni bir dalga yarattı. ekrem imamoğlu’nun gözaltına alınmasıyla beraber başlayan bu süreçte iktidarın hem devlet aygıtlarıyla hem de fikirsel üretim araçlarıyla muhalefete oluşturduğu baskı, hem muhalefetin siyaset alanının daralmasına hem de karar ve eylemlerinin meşruiyetinin -halk nezdinde- zarar görmesine neden oldu. bunlara bir cevap olarak, chp, başta medya olmak üzere iktidarla yakın ilişkileriyle bilinen markaların tüketilmemesi için kendi seçmenine çağrıda bulundu. bu noktada, özel’in boykot çağrısı, basit bir karşı hamleden ziyade çok katmanlı ekonomik ve siyasi ilişkilerin ortaya çıkarılmasını ifade ediyor. başka bir deyişle, tüketim boykotu, yalnızca belirli markalara zarar vermiyor, iktidarın ve erdoğan rejiminin devamlılığının arkasında ekonomik ilişkilerin yattığını gözler önüne seriyor. bu yazıda, boykot günümüz türkiye’si üzerinden incelenecek ve boykotla ilgili akıllara gelebilecek muhtemel sorulara cevaplanmaya çalışılacaktır.
kısa bir giriş: boykot nedir, tüketim teorisi ve boykot.
tüketim boykotu, en genel tanımıyla, belirli nedenlerden dolayı kitlenin belirli marka ve ürünleri tüketmeme eylemidir. 19.yüzyıl sonlarında kuzey irlanda’da başlayan bu eylem türü, -liberal bir söylemle- bireyin tüket(me)me hakkını kullanarak tepki göstermesidir. tüketim boykotu, kimi zaman siyasi nedenlerle belirli ülkeye ait ithal mallara karşı yapılırken kimi zaman da bir markanın tüketiciye güvenin sarsılmasıyla gerçekleşebilmektedir. örneğin, israil-filistin savaşından dolayı kimi firmalar israil ile ilişkilendirildiğinden boykota maruz kalmış; nestle ise ürün kalitesinin düşüklüğünden dolayı binlerce bebeğin ölümüne yol açtığından 1973-1984 yılları arasında dünya genelinde nestle’ye boykot edildi (Balıkçıoğlu vd., 2007). kısacası, tüketim boykotu başta marka ve belirli ülkenin ekonomisine (ithal mallar için geçerlidir) zarar vermek amacıyla tüketicilerin tercih ettiği bir eylem şeklidir.
türkiye’nin tüketim boykotu geçmişinde de çokça örneğe rastlanılabilmektedir. bu yazının amacı tarihsel bir inceleme olmadığından ayrıntıya girilmese de; islamafobiyle ilintili olarak fransa diplomatik krizinde fransız menşeili ürün ve fransız markaları, israil-filistin savaşında israil ile bağlantılı firmalar, danimarka “karikatür” krizinde danimarka ve norveç firmaları türkiye’de tüketici boykotu ile karşı karşıya kalmıştır.
tüketim boykotunun yalnızca tüket(me)me hakkının kullanılarak markalara yalnızca finansal zarar verilmesine indirgenmesi eksik bir çıkarım doğurmaktadır. zira, tüketim yalnızca satın alım sürecini kapsamaz, birey tüketimde bulunarak kendi kendine bir inşaa sürecine girer. işte tam bu noktada, neo-marksist bir öneri olarak, McNall (1990) tüketimin toplumun inşasında büyük rol oynadığından söz eder. başka bir deyişle, insanlar -ister fikri tüketim olsun ister bir meta tüketimi- tükettiğiyle etkileşim haline girer. örneğin, izlediği dizideki olaylar veya satın aldığı bir ürün bireyin hayatında bir yer edinir, dahası birey fikirlerini veya tecrübelerini insanlarla paylaşarak toplumsal bir inşa sürecine dahil olur. günümüzdeki, birçok influencer veya fenomen de bu şekilde işlev görür. McNall, ‘marx’ın üretimin toplumun merkezi’ çıkarımının neoliberalizm ile değiştiğini iddia ederek ‘tüketimi’ toplumun merkezine konumlandırmaktadır. bunun anlamı, tüketim araçlarının ideolojik üretimde büyük rol oynadığıdır. bu önerme, birazdan türkiye örneğinde ele alacağımız yönlerle doğrudan ilintilidir.
günümüz türkiye’sinde tüketim boykotu.
yeterince teorik konuştuğumuza göre, bu noktadan sonra, aktüel boykot süreciyle ilgili değerlendirmelerde bulunabiliriz. öncelikle, belirtilmelidir ki, günümüzde uygulanan boykot hem yapısı hem de yapılış biçimi açısından türkiye’nin tecrübe ettiği birçok tüketim boykotu hareketinden farklılık göstermektedir. bu nedendir ki, hem muhalif hem de iktidara yakın çevrelerde daha büyük etkiler yaratmıştır. bu boykotun en önemli farkı iktidarın hem devamlılığını hem de meşruiyetini sağlayan şirket ve markalara kitlesel tepkinin yansıtılmasıdır. bu noktada, 20 yıllık akp iktidarı ve erdoğan rejiminin halk nezdinde nasıl meşrulaştı(rıldığı)nın ekonomik ilişkilerle açıklanabileceği vurgusu vardır. zira, -haksız tespit ve eleştiriler olmadığı da göz önünde bulundurularak- akp’nin baskı rejiminin devamlılığının tek nedeni ne muhalefetin işlevsizliği ne de erdoğan’ın siyasi zeka ve karizmasıyla açıklanamaz. iktidarın meşruiyetini ve devamlılığını sağlamasında yandaş kapitalist sınıfla olan ilişkileri göz ardı edilemez. marx’ın da belirttiği üzere fikri üretim araçları da egemen sınıfın elindedir. yani, egemen sınıf (burada iktidar ve iktidar ile işbirliği halindeki egemen sınıf) ideolojik üretimini elinde bulundurduğu araçlarla yayarak başarıya ulaşır. günümüz örneğinde de görüldüğü üzere, akp, 20 yılın sonunda, hem kendi kültürünü üretmiş hem de kendi ideolojisini kurmuş, dahası devletin tüm aygıtlarına kendi ideolojisini empoze etmiştir. bu açıdan bakıldığında, imamoğlu protestolarında çıkan kitlesel hareketin odağının ekonomik ilişkilere yönlendirilmesi son derece doğrudur. çünkü, erdoğan gücünü kendisini destekleyen halktan veya karizmasından ziyade yandaş patron kesiminden almaktadır. bu bağlamda da görüldüğü üzere, hem medya da hem de iktidar tarafında “tüketim” boykotu, günlerdir süren sokak protestolarından daha fazla panik yaratmıştır.
bu noktada çıkan bir başka soru ise şu anda ismini zikretmeyeceğimiz ancak chp tarafından açıklanan firma/şirketlerin patronlarının yalnızca iktidar destekçisi olduğu için mi boykot edileceği, sorusu. bu sorunun cevabı, yukarıdaki paragrafta saklı ancak sorunun cevabı bir bakıma evet iken bir bakıma da hayır. evet, cevabı verilebilir çünkü bu firma/şirketlerin iktidar ile yakından karşılıklı çıkar ilişkisinde bulunduğu aşikardır. başka bir deyişle, patron sınıfı finansal güçleriyle iktidara hem ekonomik destek hem de ideolojik üretime katkı sağlarken; iktidar da onlara yeni rant alanları sağlamakta. bir başka açıdan sorunun cevabı hayır, çünkü patron sınıfı yalnızca (ideolojik) olarak iktidarı desteklemiyor, karşılıklı çıkar ilişkisine giriyor.
sonuç yerine:boykot tek başına çözüm mü?
görece pasif bir eylem olarak, tüketim boykotunun günümüz türkiye’sindeki yansıması yukarıda zikrettiğim nedenlerden ötürü -eğer devam ettirilebilirse- oldukça etkili. ancak, yeterli (çözüm) mi sorusu, bazı belirsiz noktalar barındırıyor. Littler (2006) belirttiği üzere, boykotlar neo-liberal sistemin dinamiklerine karşı birleştirici bir ideolojik yönü olmamasının boykotu etkisiz kılma veya yalnızca pasif bir eyleme dönüşmesi gibi tehlikelerle karşı karşıya kalabilir. yani, günümüze uyarlayacak olursak, chp’nin çağrısı iktidar ile burjuva arasındaki ilişkilere dikkat çekse de; chp, sistemin kökten değişimi gibi bir iddiada bulunmuyor. bu da ideolojik temelin havada kaldığına işaret etmekte. boykot konusunda bir başka soru işareti ise üretim süreçlerine etkisi. chp’nin hazırladığı liste genellikle medya ve perakende distribütörlük yapan şirket ve markaları hedef alıyor. bu durum, şirketlerin kısa vadede satışlarının düşmesine ve doğal olarak şirketlerin küçülmeye gideceklerine işaret ediyor. bu noktada, üretimin doğrudan yapıldığı şirketlere bir çağrının olmaması boykotun etkisini düşürür nitelikte. alternatif ve daha etkili bir çözüm ayağı olarak genel grevin gündeme gelmesi, üretim ilişkilerine ve bahsi geçen sınıfa daha etkili bir çözüm sunacaktır. “genel grev” hakkında instagram sayfamız üzerinden mini bir bilgilendirme postu hazırlamıştık, önümüzdeki günlerde genel grevi daha detaylı bir şekilde kaleme alacağız.
iyi günler dileriz.
kaynakça
- Balıkçıoğlu, B., Koçak, A., & Özer, A. (2007). Şiddet içermeyen bir eylem olarak dolaylı tüketici boykotlarının oluşum süreci ve Türkiye için değerlendirme. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, 62(03), 79-100. https://doi.org/10.1501/SBFder_0000002034
- Littler, J. (2005). Beyond the boycott: Anti-consumerism, cultural change and the limits of reflexivity. Cultural studies, 19(2), 227-252.
- McNall, S. G. (1990). You are what you aat: some thoughts on consumption and marxist class theory. Mid-American Review of Sociology, 14(1/2), 45-52.






Yorum bırakın