bu yazıda türkiye’de sıkça duyduğumuz söz öbeklerinden birine odaklanacağız: emir kulu. özellikle sokakların bu kadar hareketli olduğu dönemlerde “vatan, millet, sakarya!” edebiyatının dillerde tezahür eden cümlesi olan “polis de emir kulu” söylemini biraz deşmek isabetli olacaktır diye düşünüyorum. öncelikle polis kimdir bunu ele alalım. 2559 sayılı polis ve salahiyet kanunu (pvsk)’nun 1. maddesine göre “polis; asayişi amme, şahıs, tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. halkın ırz, can ve malını muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.” buradan da anlaşılacağı üzere polis, halkı ve halktan olanları korumakla yükümlüdür. bu yükümlülük ve yetkinin, nerede ve nasıl kullanılacağı da belirtilen kanunda detaylıca işlenmiştir. ancak polisin kanuna uygun davranıp davranmadığı bu yazının konusu değil.
“sokak düzeyi bürokratlar” kavramı amerikalı siyaset bilimci michael lipsky tarafından literatüre kazandırılmıştır. sokak düzeyi bürokratlar kavramı en basit haliyle; vatandaş ile birebir temas eden kamu görevlileri anlamına gelmektedir. polis, jandarma, doktor, öğretmen, sosyal hizmet görevlileri “sokak düzeyi bürokratlar”ın başat örneklerindendir. lipsky, (1980) çalışmasında sokak düzeyi bürokratların, hiyerarşik yapılarda teori edilenin aksine yalnızca üstlerinden gelen emirleri uygulayan pasif rollerde olmadığını göstermeyi amaçlamıştır. sokak düzeyi bürokratlar; kaynak yetersizliği, anlık inisiyatif gerektiren çeşitli haller ve yüksek iş yükü nedeniyle belli kararları kendileri almak zorundadır. örneğin bir polis memurunun mesai saatleri içerisinde karşılaştığı her olayla ilgili emir beklemesi gerçek dışı bir durumdur. bu bağlamda polis memuru karşılaştığı olayı yorumlayarak “nasıl” müdahale edeceğine kendisi karar verir. politik kanaatlerimizi bir kenara bırakırsak polis memurunun hangi aracı durdurup kontrol edeceğini seçmesi ile anayasal eylem hakkını kullanan hangi öğrenciye nasıl müdahale edeceğini seçmesi arasında pek bir fark yoktur. örneğin 25 mart 2025 gecesi odtü’de öğrencilerle müzakere edip öğrencilerin dağılmasını sağlamak da 26 mart gecesi öğrencilere ve vekillere toma’larla müdahale etmek de iki farklı polis memurunun “eylem yapanları dağıtma” emrini nasıl uygulamayı seçtiklerinin bizim gözümüzdeki en somut örneklerindendir. bu bağlamda polis memurlarını yalnızca emir uygulayan kimse olarak değerlendirmek bizi hataya sürükleyecektir. polis memurları her ne kadar emir uygulayan olsa da aslında birer politika yapıcıdır. çünkü görev tanımları kanunda açıkça belirtildiği üzere hizmet verdiği halkla en sıcak temas halinde olan onlardır.
yazıyı buraya kadar okumaya sabrettiysek aslında polisin o kadar da emir kulu olmadığını bir nebze anlamışızdır diye umuyorum. ek olarak bu illüzyonu yaşamamızın psikolojik sebepleri de var elbette. gözlerinizi kapatın ve bir trafik uygulamasına girdiğinizi hayal edin. trafik uygulamasında görevli polis memurunun size karşı kötü muamele uyguladığını ve az önce sizinle aynı araca sahip bir vatandaşa yazmadığı cezayı size yazdığını düşünün. adalet algınız nasıl damarlarınızdan çekilir gibi oldu değil mi? ehliyetiniz var, aracınız var, anayasayla korunan bir seyahat özgürlüğünüz var ancak bir polis memurunun takdiri üzerine kötü muamele gördünüz ve üstüne üstlük ceza aldınız. bu durumda size ceza yazan polisin emir kulu olduğunu düşünebilir miydiniz? sanırım hayır. fakat maalesef 19 mart 2025’ten bu yana seyahat özgürlüğü ile aynı anayasada korunan izinsiz toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan binlerce vatandaş polisin kötü muamelesine maruz kaldı. peki şimdi neden polis emir kulu oldu? “e siz de meydanlara çıkmasaydınız canım, öğrenci değil misiniz oturun dersinizi çalışın” demek sizce de biraz “benim arabam yok o yüzden çevirmeye de girmiyorum, arabası olan düşünsün” demek kadar bağlamdan kopuk bir yorum değil mi? aslında bu yazının formatı varsayımlar üzerine konuşmak değil ancak sloganımız “herkes için siyaset bilimi” o yüzden az evvel akademik ve teorik anlatıyla baş başa bıraktığım siz değerli okurumuza biraz da hayattan örnekler sunmak istedim.
yazıyı biraz daha olması gereken resmi formata çekmenin vakti geldi sanıyorum. baktığımız zaman tarihte “emir kulu” düşüncesinin en önemli reddiyelerinden biri duruyor. günümüzden 80 yıl geriye gittiğimizde 1945 yılında nürnberg’de kurulan ve nazi almanya’sının savaş ve soykırım suçlularını yargılayan o tarihi mahkemede “emirleri uygulamak” hükümlüleri kurtarmamıştı. “ben yalnızca bana verilen emirleri uyguladım.” diyen sanıklara mahkeme “insan, kendisine verilen açıkça yasa dışı bir emri yerine getirirse suç işlemiş sayılır.” cevabını vererek uluslararası hukukta dönüm noktası olacak bir karara imza atmıştı (şahin, 2010). ne tesadüftür ki türkiye cumhuriyeti anayasası’nın 137. maddesi der ki: “konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilmez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz.” bu maddeye göre de biz polislere “emir kulu” desek de hukuk böyle düşünmüyor.
sonuç olarak bu yazıda, hem vicdani hem hukuki yönden incelendiğinde “polis emir kulu” söyleminin aslında bir illüzyon olduğunu ortaya koymaya çalıştık. polis memurlarının da, onlara bu emirleri veren üstlerinin de aslında hukuk çerçevesinde ne derece sorumlu olduklarını da tarihsel örneklerle açıklamaya gayret ettik. şimdi de lipsky’nin emirler ve inisiyatifler arasına sıkışmış sokak düzeyi bürokrasisine sunduğu tavsiyelerle yazımızı noktalayalım isterim. lipsky’e göre (1980) inisiyatifler kaçınılmazdır, ancak bunların getirdiği olumsuzlukları aşmak için öncelikle daha net politikalar ve yönergeler gerekir. fakat biz biliyoruz ki kağıtta yazan ile pratikte karşılaştığımız çoğu zaman birbirini tutmaz. bu sebeple bahsedilen olumsuzlukları en aza indirgemek adına hesap verebilirlik mekanizmalarının güçlendirilmesi ve oldukça şeffaf hale getirilmesi, polis memurları gibi kritik görevlerde bulunan sokak düzeyi bürokratlarımızın kaynak ve iş gücü gibi yapısal sorunlarının hafifletilmesi, bu bürokratlara demokrasi temelli eğitimler verilmesi ve politika oluşturma süreçlerine katılım imkanının sağlanması lipsky’nin makalesinde bahsettiği önerilerden bazılarıdır.
kaynakça
lipsky, m. (1980). street-level bureaucracy: the dilemmas of the individual in public service. russell sage foundation.
oba erdoğan, c. (2019). street level bureaucrats and service provision: the case of syrian refugees in altındağ, ankara [thesis (m.s.) — graduate school of social sciences. urban policy planning and local governments.]. middle east technical university.
savaç, n., & genç, f. n. (2023). kriz yönetiminde sokak düzeyi bürokratların rolü: covid-19 örneği. ekonomi i̇şletme siyaset ve uluslararası i̇lişkiler dergisi, 9(2-1), 370-383.
şahin, m. (2010). nürnberg mahkemeleri̇ üzeri̇ne bi̇r i̇nceleme. aksaray üniversitesi i̇ktisadi ve i̇dari bilimler fakültesi dergisi, 2(1), 49-61.






Yorum bırakın