bugüne kadar, dünyadaki hemen hemen tüm popülist liderlerin yalnızca eylemle değil, kullandıkları dille de popülist düşünceyi halkın üzerine görünmez bir tül biçiminde serdiğini görebiliriz. bu bağlamda popülizm, tanım bakımından yaşadığı ikiliklere rağmen liderlerin eylemleri aracılığıyla ortak bir noktada buluşurlar. bu noktayı jan-werner müller; iktidara gelen popülist liderleri, çoğunluğun iradesini mutlak doğru olarak gören ve azınlık haklarını göz ardı edebilecek olan olarak tanımlar. fakat popülizmin ve popülist söylemlerin yalnızca iktidar olan kesimin ya da yalnızca bir siyasi eğilimin parçası olduğu yanılgısına da düşülmemelidir. popülizmin bir diğer ve oldukça yaygın biçimde kullanılan “kurulu iktidar yapısına ve toplumun baskın ideal ve değerlerine karşı halk adına karşı çıkmak” (canovan, 1999: 1) tanımı bize açıkça gösterir ki çoğunluk olarak ifade ettiğimiz ve popülist liderlerin gücünü, meşruiyetini ve başka bir gruba karşı çıkma haddini aldığı grup her zaman iktidar sahiplerini desteklemezler. bir zamanlar destekledikleri iktidar sahiplerinin eylemlerine karşı çıkmak adına taraf değiştirmek suretiyle de çoğunluğu ifade edebilirler. bu durumda popülistliderler iki aracıyla kendilerini halka arz ederler. ilki, karizmatik lider dediğimiz ve ikinciyi de doğrudan barındıran kanlı canlı bir insan biçimiyken ikincisi, popülist söylemlerin içinde sık sık duyduğumuz bir grubu doğrudan tanımlayan ya da başka bir grubu dışarda bırakan sıfatlardır. bu yazıda türkiye’de 19 mart sürecinde tarafları tanımlamak adına ortaya çıkan ya da hatırlanan bazı popülist söylemleri inceleyeceğiz.

özellikle 90’lar itibariyle halkın iletişim araçlarına bireysel olarak da erişim elde etmesi siyaset meydanında yankılanan birçok şeyin halka anında ve doğrudan ulaşması durumunu ortaya çıkarmıştır. bu da bekleneceği üzere popülist söylemlerin etki alanını arttırmasına neden olmuştur. bu bağlamda, kullanılan sözcüklerin alıcıya ulaştığı anda çeşitli formlar aldığını da söylemek mümkündür. öyle ki hakaret için kullanılan bazı sıfatları halk benimseyerek kendileri için bir “onur nişanesi” olarak kullanmaya dahi başlayabilir, bu sıfata yakışan hamleler yapmayanları ise küçümseme eğilimi gösterebilirler. akıllara bu tanıma en uygun olan sözcüğün hemen geldiğini tahmin ediyorum. doğru bildiniz, çapulcu.

2013 yılının mayıs ayında başlayan ve yaklaşık altı ay boyunca çeşitli formlarda süreklilik gösteren gezi olayları/ eylemleri ilk aşamada kendini çevreci bir eylem süreci olarak göstermiş, peşi sıra takip eden süreçte ise daha kapsayıcı ve hükümet karşıtı bir hareketliliğe dönüşmüştür. muhalif kesimin hükümetin yaşam biçimlerine karıştığı iddiası iktidar-muhalefet arasındaki çatlağı derinleştirmiştir. bu da elbette siyasilerin konuşmalarında hızlıca yer bulmuş, en etkili olanı ise dönemin başbakanı erdoğan tarafından eylemciler için kullanılan “çapulcu” ifadesi olmuştur. bu durum aslında oldukça keskin bir zıtlığı da beraberinde getirir çünkü türkiye siyasi tarihinde ortaya çıkan ve doğrudan bir kişiyi hedef alan en çarpıcı popülist söylemlerden biri olan “muhtar bile olamaz!” ifadesi erdoğan’ın ta kendisi için söylenmiştir. hatta bunun üzerine belediye seçimlerinin erdoğan tarafından kazanılmasıyla “millet isterse olur!” ifadesi bir popülist ifadeyi hedef alan başka bir popülist cümle olarak tarihe geçer. bu da aslında erdoğan’ın kullandığı ifadelerin gücünün farkında olduğunu ve bu farkındalığı deneyimleyerek elde ettiğini bize açıkça gösterir. yine de, belki de bir tür karizmatik lider olma amacı ya da farkındalığıyla çapulcu sözcüğü eylemciler yani muhalifler için söylenmiş, yol açtığı ayrışma göze alınmıştır. çapulcu sıfatı söylendiği andan itibaren yalnızca iktidar kitlesinin eylemcilere karşı kullandığı bir ifade olarak değil, eylemcilerin de kendilerini tanımlarken kullandıkları bir tür rütbeye dönüşmüştür. duvaryazılarında, eylem afişlerinde, sloganlarda ve hatta eylemcilerin besteledikleri parçalarda bile çapulcu ifadesi sık sık tekrarlanan bir konumdadır. bunun temel iki ana nedeni olduğunu iddia edebiliriz. ilki elbette hemen hemen tüm popülist ifadelerin kullanım amacına da dahil olan “gerçek halk benimle birlikte” imajının yaratılmaya çalışılmasıdır. çapulcu ifadesi özelinde ise bir yandan türkiye’de yaratılan yeni elit sınıfın iktidar yanlısı olduğu mesajının verilmesi de kullanım amacına dahil edilebilir. eylem yapan kitleyi; vergi veren, sorumluluklarını yerine getiren ve dolayısıyla devletten taleplerini alamadıklarında karşı çıkan bir vatandaş güruhu olarak değil, amiyane tabirle, memleketin parasına dadanan işe yaramaz çapulcular olarak servis edilme amacı da taşır. aslında özellikle orta sınıf denen ve türkiye’de 2025 yılında varlığından artık söz edemeyeceğimiz grubun git gide fakirleşmiş/fakirleşiyor olması da çapulcu kelimesinin ülkenin yeni gerçekliğiyle uyumlandığını göstermiştir.

ikinci sıfatımız, ilkinden biraz daha farklı nedenler yüzünden ortaya çıkmış, zamanla form değiştirmiş ve bugünkü haliyle oldukça sansasyon yaratmış olan “cuntacı” ifadesidir. akppolitikaları için kullanılan cuntacı ifadesi, ilk olarak 2012 yılında bahçeli tarafından “adaletin nefesini kesen iktidar kafası, kendi hukukunu cunta yönetimlerini aratmayacak biçimde tesis etmektedir.” şeklinde kullanılmıştır. 19 martta ise imamoğlu’nun diploma iptali ve ardından gelen tutuklanma süreci boyunca meydana gelen politik ifadelerde bunca zaman pek örneğiyle karşılaşılmamış bir durum bizi karşılar. ana muhalefet lideri özgür özel; sürecin başında, uzun yıllardır parti olarak kullandıkları birleştirici/ılımlı dili, halkın keskin itirazları ve doğrudan demokrasiye atıf yapar şekilde ifade etmeleriyle değiştirmeye başlamıştır. değişikliğin halk tarafından talep edilmesi dolayısıyla, halk nezdinde popülist bir liderle ancak başka bir popülist liderin başa çıkılabileceği algısının hakim olduğu iddia edilebilir. gittikçe değişen ve sertleşen siyasi söylemlerin özellikle sosyal medya tarafında aldığı övgüler de buna kanıt sayılır. bu değişiklik talebinin birçok sebebi olmakla beraber iktidar partisinin sürekli kullandığı sert ifadeleri de (çapulcu, sürtük vs.) bir tetikleyici unsur olarak sayabiliriz. sürecin sonucunda da chp lideri tarafından tarihin tozlu sayfalarına işaret edilerek bahçeli’nincuntacı ifadesi tekrar siyaset sahnesinde öne sürülmüştür. popülist söylemlerin bir diğer yaygın özelliği olarak bürokrasi ve elitlere eleştiri getirme konusunda oldukça keskin bir ifade olan cuntacı, akp’nin iktidarlığı sürecinde meydana gelen 15 temmuz darbe girişimi açısından da kritik bir önem arz eder çünkü akp iktidarı darbe girişimini engellemenin ardından halk bazında oldukça kritik bir eşik atlamış, halka meşruiyetini darbecileri savurmak suretiyle bir kere daha ifade ettiğini öne sürmüştür. bu da özgür özel’in iktidarı cuntacı olarak sınıflandırmasının akp’yi meşruiyet temellendirdiği söylemlerin aksi hareketler sergilediği iddiasıyla baş başa bıraktığından; hakan fidan, mehmet şimşek gibi bakanlar başta olmak üzere tüm akp çevresi tarafından şiddetle karşı çıkılmasına neden olmuştur.

aslında kronolojik açıdan “cuntacı” ifadesinin üzerinde yer alması gereken üçüncü ve son popülist söylemimiz “azgın azınlık” olmuştur çünkü azgın azınlık olarak ifade edilen grup olan 19 mart eylemcileri kendilerini ilk aşamada çapulcu olarak ifade etmekte bir mahzur görmemişlerdir. yine erdoğan tarafından 19 mart 2025 tarihinde diploma iptalinin gerçekleştiği istanbul üniversitesi öğrencileri tarafından başlatılan, ardından ise başta odtü, i̇tü, yıldız teknik, boğaziçi üniversitelerinde karşılık bulan ve hızla yayılan eylemlerin özneleri için kullanılan bu azgın azınlık ifadesi, popülizmin temel unsurlarından olan ahlaki-tekçilik ile uyum içindedir. ahlaki tekçilik ilkesinin getirisi olan çoğunluk reddiyesi, elbette tek tip bir ahlak anlayışının da halk bazında egemen olduğu iddiasını beraberinde getirir. bir bakıma aslında çapulcular ifadesinde de açıkladığımız halkın muhalif kesimiyle iktidar arasındaki uçurumu keskinleştirme işlevi de görür. eylemlere gitmeyen, iktidarı eleştirmeyen ve polis şiddetini görmezden gelenlere ‘siz ahlaklı olanlarsınız, onlar sizi kirletir uzak durun’ mesajını iletmek de yaratılan imajda önemli bir yer kaplar. ayrıca yalnızca azgın değil, azınlık ifadesinin de kullanılması elbette tesadüf olarak nitelendirilemez. süreç boyu birçok örnekle eylemcilerin varlığını, aldıkları aksiyonları ve hatta uğradıkları haksızlıkları görmezden gelerek yok edilebileceğin zannedilmesinin başka bir versiyonu olarak kullanılır azınlık ifadesi. halka aslında ortalığı karıştıran birkaç yaramaz çocuğun var olduğunu ve bu yaramaz eylemci çocukların sloganlarında da sık sık çokluklarından kaynaklı onlara zarar veremeyecekleri ifadelerini yalanlayarak, polis şiddetine karşı koyamayacaklarının mesajı verilmeye çalışılır. sık sık gündeme gelen “erken seçim” ifadesinden de bu şekilde uzaklaşılmasının amaçlandığı bariz ortadadır. aslında “azgın azınlık” ifadesinin kullanımı bir tür sürpriz niteliği de taşır. gezi hikayeleriyle büyümüş, gezideki abileri ablaları izleyen çocuklar, eylemlerin ilk günlerinde “çapulcu” ifadesini de seve seve kullandıkları görülmüştür. bu bağlamda hegel’in “her yeni çağ bir önce ki çağın içinden çıkmış bir gelişmedir.” ifadesini hatırlatmakta fayda görüyoruz. çapulcuların çocukları büyümüş, ellerinde anne babalarının pankartlarıyla bir direnişe başlamışlar fakat onların direnişleri pek tabii 2013’te yaşanan olaylardan oldukça farklı gelişmiş ve yepyeni bir sıfatı göğüslerine apolet misali eklemişlerdir. çapulcuların azgın çocukları sokaklarda, kendi hikayelerini yazarlarken bir yandan da direnişin dün başlamadığını ve yarın da son bulmayacağını bize hatırlatırlar. her yeni kuşak, kendi direniş hikayesini yazacaktır. son olarak da mahir çayan’ın şu sözünü zihninizin tozlu raflarından çıkarmak isteriz “devrimci mücadele, öyle bir meşaledir ki; birinin eli yanarsa, öbürü alır. o da yanarsa, bir diğeri… ve bu meşale hiçbir zaman sönmez. çünkü devrimci mücadele, anaların karnında başlar.”

kaynakça.

canovan, m. (1999). trust the people! populism and the two faces of democracy. political studies, 47(1), 2-16. https://doi.org/10.1111/1467-9248.00184 (original work published 1999)

hegel, g. w. f. (2007). tarih felsefesi dersleri (çev. aziz yardımlı). i̇stanbul: i̇dea yayınları. (orijinal eser 1837)

medyascope. (2025, 8 nisan). devlet bahçeli erdoğan’a “cuntacı” dedi mi? medyascope. https://medyascope.tv/2025/04/08/devlet-bahceli-erdogana-cuntaci-dedi-mi/

müller, j.-w. (2016). popülizm nedir? (çev. g. yalçın). i̇stanbul: i̇letişim yayınları. (orijinal eser 2016 yılında yayımlanmıştır.)

Yorum bırakın

Popüler