netflix dizisi black mirror, 7. sezonuna şahane bir bölümle başlangıç yapmış. bölümü izlemek beni şaşırtıcı derecede rahatsız hissettirirken -ki ben genelde film veya dizi izlerken hiç rahatsız olmam-  bir yandan da kafamda bazı sorular oluşturdu.  internette biraz gezinip bölümle ilgili analizlere baktığımda ise bu sorulara cevap arayan herhangi bir içerik bulamadım. yazıyı okumadan önce bölümü izlemenizi tavsiye etsem de önce vakti olmayanlar için bölümü özetleyip ardından bu sorulara kendimce cevap aramaya çalışacağım.

not: bu yazı spoiler içerir

Black Mirror 'Common People' Episode Ending: What Happens To Mike?

common people (sıradan insanlar), dizinin 7. sezon 1. bölümü, modern dünyada sağlık ve teknoloji kesişimindeki distopik bir hikayeyi anlatıyor. baş karakterlerimiz amanda waters (öğretmen) ve mike waters (kaynak işçisi) mütevazı bir hayat sürerken amanda bir gün sınıfta fenalaşıp bayılır ve amanda’nın beyninde ameliyat edilemez bir tümör olduğu ortaya çıkar. çaresizlik içerisindeki çift, rivermind technologies’in temsilcisi gaynor’dan amanda’nın beynindeki tümörü almak ve yerine şirket sunucularına bağlı sentetik bir beyin dokusu yerleştirmek için ücretsiz bir ameliyat teklifi alır. ancak hizmetin devamı için aylık abonelik ücreti gereklidir. başka çareleri olmadığı için mike teklifi kabul eder. başta her şey yolundadır; amanda sağlığına kavuşup normal yaşamına döner. ancak şirket, temel “common” paketine kısıtlamalar getirir. amanda farkında olmadan reklam sloganları söylemeye, eşine ve öğrencilerine ürün tanıtmaya başlar; ailesiyle problem yaşayan öğrencisine hıristiyan aile terapisi, sevişme esnasında eşine viagra reklamı yapar. adeta yürüyen bir reklam panosuna dönüşür. ayrıca bilişsel ve duyusal işlevlerinin kısıtlandığını fark eder. bu sorunları çözmek için “plus” aboneliğe geçmeleri gereklidir. mike, eşinin bu durumuna dayanamayarak daha yüksek pakete geçmek için gizlice para bulmaya karar verir.

Black Mirror' Season 7 “Common People” Cast

para arayışı içerisindeyken, “dum dummies” isimli; kullanıcıların para karşılığı küçük düşürücü ve tehlikeli istekleri yerine getirdiği bir çevrim içi platformla karşılaşır. bu platforma kaydolan mike, anonim kalmak için başta yüzünü maskeyle gizleyerek seyircilerin sadist fantezilerini gerçekleştirmeye başlar ve bağış toplar. ancak beklediği kadar hızlı gelir elde edemez. kazancını artırmak için maskesini çıkarıp kendisini ifşa ettiği daha can yakıcı bir görev yapar ve böylece yüksek miktarda para kazanır. bu sayede, rivermind’ın “plus” aboneliğini kısa süreliğine de olsa karşılayabilir.

A person with a bunny ears mask on his head

AI-generated content may be incorrect.

evlilik yıl dönümlerinde amanda’ya hediye olarak üst seviye bir hizmet olan “lux” paketi 12 saatliğine satın alır. mike’ın tek umduğu, amanda’nın kısa süreliğine de olsa yeniden tam anlamıyla kendisi gibi hissedebilmesidir.

mike’ın bu çabaları başta işe yarasa da bir süre sonra bir felaketle karşılaşacaktır. iş yerinden bir arkadaşı mike’ın yaptığı yayınlarını keşfedip diğer çalışanlara gösterir. maruz kaldığı alay ve dışlanma sonucu mike cinnet geçirip kavga çıkarır. arkadaşının ciddi şekilde yaralanmasına yol açan bir kazaya sebep olur ve işinden kovulur. işsiz kalan mike ve günden güne kötüleşen amanda, rivermind şirketinden süre ve ödeme kolaylığı istemek için şirket temsilcisi gaynor’ın ofisine giderler. ne var ki gaynor son derece duyarsız ve katıdır. ödeme yapmazlarsa amanda’nın hizmetinin kesileceğini, hatta amanda hamile kalırsa altyapıyı daha fazla kullandıkları için ek ödeme yapmaları gerekeceğini söyler. çift umutsuzluk içinde ofisi terk eder. 

Black Mirror' 'Common People' ending explained

aradan bir yıl geçer. mike iş bulamamış, maddi durumları daha da kötüleşmiştir. amanda en alt seviye “common” paketine geri dönmüş ve yaşam kalitesi dramatik bir şekilde düşmüştür. günün 16 saatini uyuyarak geçirmekte, uyanık olduğu kısa zamandaysa sürekli reklam sloganı sayıklamaktadır. onu bu halde görmeye dayanamayan mike, son olarak, bir gün çocukları olursa diye aldıkları beşiği satarak 30 dakikalık “lux” paketi satın alır. bu yarım saati huzur içinde geçiren amanda’nın bilinci nispeten berraklaşır. acı çeken amanda, uzun süre sonra kendi iradesini kullanarak mike’tan onu bu ızdıraptan kurtarmasını, hayatına son vermesini ister. mike gözyaşları içindedir ve yeni bir reklam döngüsü başlamadan eşini yastıkla boğarak öldürür. 
son sahnede mike, elinde kesici bir aletle bilgisayar karşısında son gösterisine hazırlanmaktadır. haneke filmlerini aratmayacak derecede karanlık olan bu bölüm, yine karanlık ve sarsıcı bir finalle izleyiciyi baş başa bırakır. mike ve amanda’nın trajedisi, teknolojik ilerlemelerin kontrolsüz bir şekilde şirketlerin elinde bulunmasının insanlık onurunu nasıl yok edebileceğine dair acı bir kıssa olarak noktalanır. haydi şimdi hissesini çıkaralım.

giriş

black mirror’ın “sıradan insanlar” bölümü, teknoloji ve kapitalizm eleştirisini iç içe geçirerek modern toplumun politik ekonomi dinamiklerini yeriyor. hikayenin merkezinde, yaşamın bir şirket hizmetine bağımlı hale gelmesi ve insan onurunun sermaye tarafından nasıl hiçe sayılabileceği teması var. bana göre bu hikaye, abartılı bir bilimkurgu olmanın ötesinde, neoliberal dünya düzeninin uç noktalara varmış bir yansıması gibi. neoliberalizm, david harvey’in de söylediği gibi, 1970’lerden bu yana dünyayı şekillendiren baskın ideoloji olarak piyasa mekanizmalarını ve özel sektörü insan hayatının hemen her alanına taşıdı. finans sektörünün ve şirketlerin gücünün arttığı, kamu hizmetlerinin özelleştirildiği bu düzende devlet ise sosyal sorumluluklarını azaltıp düzenleyici rolüyle geri plana çekildi ve vatandaşlar gün geçtikçe birer müşteri ya da abone olarak konumlandırıldı.

bu yazıda söz konusu bölüm üzerinden yola çıkarak neoliberalizmin dayandığı siyasi, iktisadi ve toplumsal temelleri tartışacağım ve benzer felaket senaryoları için çıkış yolları arayacağım. ilerleyiş; yaşamın metalaşması, yalnız bireyin çaresizliği, neoliberalizmin yapısal dönüşümü, kamusal alanın çöküşü, karşı-hegemonya ve kolektif eylem boyutları şeklinde olacak. kanımca amanda ile mike’ın trajedisi esasında bir uyarı niteliği taşıyor. günden güne normalleşen bu yapısal yalnızlığı aşmanın yolu, ancak örgütlü bir toplum bilinci oluşturmaktan geçiyor.

neoliberalizm ve metalaşma
neoliberalizm; 1970’lerden bu yana dünyada birçok ülkede boy gösteren, serbest piyasayı toplum yaşamının merkezine koyan bir ekonomi-politik akımdır. david harvey (2005) bu akımı “insan refahının; girişimci bireysel özgürlüklerin mülkiyet hakları, serbest piyasalar ve serbest ticaret çerçevesinde azami düzeye çıkarılmasıyla en iyi şekilde sağlanabileceğini öne süren bir teori” olarak tanımlıyor. bu ideolojinin hedefi; devletin ekonomideki rolünü minimuma indirmek, kamu hizmetlerini özelleştirerek piyasaya teslim etmek ve toplumdaki tüm bireyleri kendi yaşamının girişimcisi haline getirmek. yani neoliberal düzende her şey bir metaya dönüşür. metalaşma (commodification), yaşamın her alanının kapitalist pazara entegre edilmesi ile alınıp satılan nesnelere (metaya) dönüşmesi anlamına gelir. marx’a göre kapitalist toplumda emek gücü dahil her şey meta haline gelir. insani ihtiyaçlar (use value) geri plana itilirken piyasada alınıp satılabilme (exchange value) ön plana çıkar. bu süreç esnasında üretilen değerin bir kısmı (artı değer) üreticiye ödenmez ve artı değere sermaye tarafından el konulur. yine marx’ın meta fetişizmi dediği olgu da toplumsal ilişkilerin de eşyalar arasındaki ilişkiler gibi algılanmasıdır. mesela bölümde izlediğimiz gibi amanda’nın beyninin bir dijital ürün haline dönüşmesi, meta fetişizminin uç bir örneği.

mike ve amanda’nın hikayesi, sağlık gibi en temel ihtiyaçlardan birinin bile nasıl meta haline getirilebileceğini çarpıcı bir şekilde önümüze seriyor. amanda, hayatta kalabilmek için rivermind isimli şirketin bir ürününe, adeta bir hayat aboneliğine muhtaç kalıyor. şirket, amanda’nın bilincini sunucusunda tutup bedenine geri yüklüyor ve bunu bir hizmet paketi olarak pazarlıyor. ameliyatı bedava olan bu tedavi, devamında abonelik modeliyle ücretlendiriliyor. bu izlediğimiz kurgu olsa da günümüz gerçekliğinden hiç de uzak değil. artık sağlık, eğitim, barınma gibi temel ihtiyaçlarımız kamu hizmeti olmaktan çıkarılıp sürekli ücret ödenen bir hale dönüştürülüyor.

bölümde rivermind’ın ücreti giderek artan ama kalitesi giderek azalan hizmeti, abonelik ekonomisinin ve platform kapitalizminin tipik bir örneği. artık müzik dinlemek için kaset satın almak yerine spotify’a abone oluyor, videoları reklamsız izleyebilmek için youtube premium alıyoruz. bunlar sadece dijital alanla da sınırlı değil, gittikçe yayılıyor. bazı otomobil firmaları araç içinde halihazırda bulunan özellikleri bile abonelikle sunmayı deniyor. örneğin bmw 2022’de ingiltere’de yeni araçlardaki koltuk ısıtma özelliğini aylık abonelikle satmaya çalıştı ve bu durum büyük tartışma yarattı (bbc, 2022). bunun gibi örnekler abonelik ekonomisi diye adlandırılan olgunun geldiği ve gelebileceği noktayı gösteriyor aslında. neoliberal mantık, tüketicileri uzun vadeli ödeme döngülerine bağlayarak sürekli bir gelir akışı sağlamayı amaçlıyor. birey kısa vadede daha düşük maliyetle erişim olanağı bulduğunu düşünse de uzun vadede her hizmet için ömür boyu ödeme yapma kıskacına düşme tehlikesinde. bunun tehlikesi nerede diyecek olursanız yeniden amanda’nın öyküsünü hatırlayablirsiniz. amanda başta ayda 300 dolar ödeyerek hayata dönüyor. ancak daha sonra reklamlarla suistimal edilip ayda 500 dolar farkla plus abonelik almaya zorlanıp çaresizliğe sürükleniyor. bu, hayatın metalaşmasının en uç noktası; yaşam, taksit ödenmezse faydalanılamayacak bir hizmete indirgenmiş.

bu tip örnekler günümüzde çok fazla aslında. sağlıkta metalaşma, birçok ülkede olduğu gibi türkiye’de de kendini gösteriyor. son yıllarda sık sık gündeme gelen sma kampanyalarını hatırlayın. hayati derecede önemli bir ilacın, kamusal sağlık sistemi tarafından karşılanmayıp ailelerin sosyal medyada ve sokaklarda bağış toplamaya mecbur bırakılması, yaşamın metalaşmasının bir örneğidir. david harvey’in söylediği gibi neoliberal dönüşüm, kamusal mal ve hizmet kavramını ortadan kaldırmayı, her şeyi özelleştirmeyi ve piyasaya tabi kılmayı hedeflemiştir. amanda da yaşamak için ödeme yapmak zorundaydı ve ödeyemediği zaman yaşamı sona erdi. meta fetişizminin ulaştığı noktayı görüyoruz, insan hayatı bile faturalandırılır hale gelmiş. peki, amanda ve mike neden yalnız kaldı, yardım eli bulamadı?

kamu hizmetlerinin piyasalaşması, bir sağlık distopyası

kamusal hizmetlerin piyasa insafına tabi olması, yalnızca sağlık gibi temel alanlarda değil toplumsal dayanışmanın kök saldığı değerlerde de derin izler bırakır neoliberal sistemde. bu sistem, kolektif yarar ve eşitlik ilkelerinin geri plana atılmasına, bireylerin yalnızca müşteri ya da tüketici kimliğine indirgenmesine sebep olur. bu dönüşüm yalnızca hizmetin fiyatlandırılmasıyla sınırlı kalmaz, beraberinde toplumsal ilişkilerin ve kamusal değerlerin çözülmesini de getirir. habermas’ın belirttiği gibi sistem mantığı (piyasa ve bürokrasi) yaşam dünyasının (gündelik ve insani ilişkilerin) dokusuna sızarak onu sömürgeleştirir. bu yolla birlikte sağlık hizmetleri, sadece bireylerin iyilik halini sağlayan bir hizmet olmakla kalmaz; toplumsal dayanışmanın, eşit yurttaşlık haklarının ve ortak değerlerin cisimleştiği bir alan olarak da tanımlanır. bu alanın piyasaya terk edilmesi bireyleri yalnızca bedensel değil, aynı zamanda toplumsal varlık olarak da zedeler.

sıradan insanlar bölümünün bize sunduğu distopik evrende amanda’nın yaşamı toplumsal sorumluluğa değil, bireysel ödeme gücüne bağlı olarak şekilleniyor. fakat burada sadece sağlık hizmetlerinin fiyatlandırılması değil, aynı zamanda yaşam dünyasının sistem tarafından işgal edilmesi sorunu da var. gaynor’ın alacaklıya benzeyen soğuk tutumu, bir şirket temsilcisinin hoyratlığının ötesinde, yaşam dünyasının yani insanların anlamlı ilişkiler kurup dayanışma ve empati geliştirdiği alanın sistem tarafından çözüldüğünün bir göstergesi. habermas’a göre bu süreç bireylerin kamusal akıl yürütme ve ortak iyiyi tartışma kapasitesini aşındırır, onları sistemin “işlevsel” birer aktörüne dönüştürür (habermas, 1987). yaşadığımız neoliberal dönemde eğitimden sağlığa hemen her alanda gördüğümüz bu aşınma, toplumdaki dayanışma ruhunu zedeler. insanlar ortak toplumsal faydadan ziyade satın alım gücüyle ayrıştırılır.

bu bağlamda çiftin yaşadıkları salt bireysel trajedi değil, kamusal hizmetlerin metalaşmasının insan onuru, yurttaşlık ve eşitlik gibi temel değerleri nasıl yıktığının bir göstergesi. sağlık hizmeti gibi temel ihtiyaçların piyasa dinamiklerine bırakılması, kamusal alanın bireyler arası rasyonel tartışma ve dayanışma zeminini daraltır. habermas tarafından kavramsallaştırılan kamusal alan da bu sebeple yalnızca mekansal değil aynı zamanda toplumsal bağlamda da çözülür. bu sebeplerle bölüm, sağlığın metalaşması ve yaşamın abonelik sistemine indirgenmesiyle beraber kamusal değerlerin ve yaşam dünyasının sistem mantığıyla işgale uğramasının distopik görünen ama bir o kadar da güncel bir temsili olarak okunmalı.

mike’ın çaresizliği ve bireysel sorumluluk miti

neoliberal düzen, bireyi kolektif dayanışma ağlarından kopararak atomize eder. her koyun kendi bacağından asılır fikri, vatandaşı müşteriye dönüştürürken toplumsal kimlikleri zayıflatır. ortaya çıkan neoliberal yurttaşlık bir girişimci birey modelidir. kişi hayatını adeta bir işletme yönetiyormuş gibi pazarlamak zorundadır (brown, 2015). neoliberal ideolojinin öncülerinden margaret tatcher’ın “toplum diye bir şey yoktur, sadece bireyler ve aileleri vardır” sözü, bahsettiğimiz kolektif bilincin inkarını özetler. devlet, yurttaşların temel ihtiyaçlarını garanti altına almadığı sürece bireyler güvence için piyasanın insafına ve bireysel çabalarına mahkum hale gelir. bunun sonuçlarından biri de yalnızlık ve güvencesizlik. mike’ın başına gelenler, aslında bu yalnızlaştırılmış bireyin trajedisi. mike, eşini hayatta tutabilmek için hiçbir sosyal destek bulamadı, sonunda çaresizlikle aşağılanmayı göze aldı. canlı yayın platformunda kendini küçük düşürerek, onurunu ayaklar altına alarak para kazanmaya çalışması, günümüzde influencer mesleğinin yaygınlaşması ve dijital çağın güvencesiz işçiliği ile güçlü paralellikler taşıyor. 

türkiye dahil birçok ülkede gençler arasında youtuberlık, influencerlık gibi işler kurtarıcı gelir kapısı olarak görülmeye başlandı. geleneksel işlerde işsizlik hat safhadayken sosyal medyada fenomen olmak, bazıları için tek çıkış noktası olmuş durumda. lakin bu yeni piyasa da acımasız. bunun ahlaki boyutları bir yana, çoğunluk youtube, twitch, onlyfans gibi platformlarda izlenme uğruna mahremiyetinden ve zaman zaman haysiyetinden ödün verirken ufak bir azınlık sürdürülebilir gelir elde edebiliyor. bu durum bir yanıyla marx’ın bahsettiği yanlış bilinç kavramını akla getiriyor. birey yapısal bir problemi kişisel yetersizlik olarak varsayıp çözümü kendini pazarlamakta arıyor. mike da sistemin onu sefalete iten doğasını sorgulamak yerine çare olarak daha çok çalışmayı, ne iş olsa yapmayı aklına getiriyor ki bu hegemonik ideolojinin bir sonucudur.

gramsci, hegemonyayı egemen sınıfın kendi değerlerini topluma “mış” gibi benimsetmesi olarak açıklıyor. neoliberal hegemonya da bireyi başarısızlığın suçunun kendisinde olduğuna inandırıyor. bu yanlış bilinç, yapısal işsizliğin ve sağlık sistemindeki piyasa odaklılıktan kaynaklı yetersizliğin bireysel hataların sonucu gibi algılanmasına sebep oluyor. mike’ın yaptığı da eşini kurtarmak için kendi bedenini meta yapmaya razı olmak ve sistemi değiştirmek yerine kendini feda ederek çözmeye çalışmak. bize başta mike’ın yaptığı çılgınlık gibi görünse de, o bunu meşru bir yol olarak görüyor çünkü sistem ona başka bir seçenek bırakmamış. türkiye’de de pek çok birey aynı seçeneksizliği yaşıyor. bunu tiktok’a girerek bir süre ekran kaydırıp kendini rezil ederek para dilenen insanlarda, orkun ışıtmak’ın üç beş kuruş karşılığında gencecik insanlara rezil durumlar yaşattığı yeni youtube video serisinde görebilirsiniz. bu olgu, toplumsal dayanışma yerine bireysel rekabeti körükleyen neoliberal kültürün sonucu. herkes kendi şansını kovalamaya itilirken kolektif kimlikler zayıflıyor. atomizasyon, bireylerin ortak çıkarları için bir araya gelmesini zorlaştırırken egemen düzenin sürekliliğini kolaylaştırıyor. 

bireysel sorumluluk miti, neoliberal çağın en belirgin anlatılarından biri. bu mit, toplumsal sorunların çözümünü devlet ve kolektif mekanizmalardan alıp bireyin tercih ve çabasına havale eder. işsiz misin? kendini geliştirmediğin için. fakir misin? yeterince çalışmadığın için. hastasın ve tedavi olamıyor musun? özel sağlık sigortası yaptırsaydın… bu söylemler sistemdeki yapısal adaletsizlikleri görünmez kılıyor, her başarısızlık veya mutsuzluk bireyin şahsi kusuru olarak etiketleniyor. reyhan ünal çınar’ın (2021) belirttiği gibi, neoliberalizmin en işlevsel yönü “ne kadar berbat bir sistem olursa olsun suçu her zaman bireye yıkabilmesi’’. birey, “kendi yaşamının girişimcisi’’ olarak niteleniyor ve yaşadığı yoksulluktan tutun sağlığını kaybetmesine kadar her durumda tek suçlu kendisi. bu patolojik bakış açısı altında yetişkin olmak “kararlarının sonuçlarına katlanmak’’ ile eş değer hale getiriliyor ve insanlar sürekli bir öz suçluluk duygusuyla yaşamaya koşullandırılıyor.

neoliberal çağda grotesk biçimde büyütülen bu bireycilik miti aslında modern felsefi kökleri olan bir anlayışa dayanıyor. john locke’un ünlü elma örneği bu anlayışın tarihsel kökenini aydınlatıyor. locke’a göre doğada bulunan bir elma, bir birey onu alıp yemeye karar verdiğinde o kişinin emeğiyle onun mülkiyetine geçer. bu argümanla bireyin doğayı şekillendirme ve ona sahip olma hakkı doğal ve evrensel bir hakikat olarak sunulur. bu sahiplenme fikri çağımızda her bireyin başarısından ve de başarısızlığından tek başına sorumlu olduğu inancına dönüştürüldü. sıradan insanlar bölümünde de bu bireysel sorumluluk miti satır aralarında güçlü bir biçimde hissediliyor. mike eşini kurtarmak için inanılmaz bir çaba sarf ederken sistemin hiçbir kurumu ya da aktörü sorumluluk üstlenmiyor. şirket ödeme yapamadıkları anda amanda’yı ölümü terk etmeye hazır çünkü onların gözünde bu sorumluluk faturayı ödeyemeyen müşteriye ait.

mike’ın işten atılmasıyla gelirlerinin kesilmesi şirket için bir mazeret değil. çiftin çaresizliğine gaynor’ın verdiği cevap “kural kuraldır, ödeyemiyorsan hizmet alamazsın” minvalinde. bu tavır neoliberal mantığın bireye yüklediği orantısız sorumluluğun yansıması. amanda’nın hayatta kalamaması durumunda suç asla sistemin olmayacak, bu mike’ın başarısızlığı ya da çiftin yetersizliği olarak adlandırılacak. aynı locke’un örneğinde olduğu gibi; elmayı toplayan hayatta, toplayamayan aç kalır. ne var ki bu anlatıda ortada toplayacak elma bile bırakmayan bir sistem varlığını sürdürmekte ve bu gerçeği perdelemekte.

bölümde mike ve amandanın son çöküşü yaşadığı, mike’ın eşinin son arzusunu yerine getirip yaşamını acısız bir biçimde sonlandırdığı an, bireysel çabanın duvara çarptığı ve tükenmişliğin zirve yaptığı an aslında. günümüz dünyasında benzer şekilde yapısal sorunlarla boğuşan pek çok insan (işsizler, güvencesiz çalışanlar…) bir çözüm ufku göremediklerinde en karanlık çıkış yollarına sürükleniyor. geçtiğimiz günlerde bir çocuk babası, 24 yaşında işsiz bir genç, bakkaldan veresiye ekmek ve bebeğine mama isteyip bakkaldan “seni tanımıyorum, veremem” cevabını aldıktan sonra intihar etti. bu genç aslında intihar etmedi; sistem tarafından, onun hegemonik ideolojisi, bireye dayattığı olağanüstü sorumluluklar, uzanmayan yardım eli tarafından katledildi. yani amanda’nın öyküsünü pek uzakta aramayın. teknolojik farklar dışında, biz amanda ve mike ile aynı dünyada yaşıyoruz. 

kaynakça.

  • brown, w. (2015). undoing the demos: neoliberalism’s stealth revolution. mit press.
  • gramsci, a. (1971). selections from the prison notebooks (q. hoare & g. nowell smith, eds. & trans.). international publishers.
  • habermas, j. (1987). the theory of communicative action, vol. 2: lifeworld and system: a critique of functionalist reason (t. mccarthy, trans.). beacon press.
  • harvey, d. (2005). a brief history of neoliberalism. oxford university press.
  • locke, j. (1988). two treatises of government (p. laslett, ed.). cambridge university press. (i̇lk yayımlanma tarihi: 1689)
  • marx, k. (2011). kapital: eleştirel ekonomi politiğin eleştirisi (1. cilt, m. selik & k. somel, çev.). yordam kitap. (orijinal eser yayımlanma tarihi: 1867)

Yorum bırakın

Popüler