“afrika güneş ve bereketle kutsanmış, fakat aç ve fakir kalmışsa, o zaman düzen -emperyal kapitalizm- bizi yüzüstü bırakmıştır. insanımızı açlığa mahkum eden kıtlık değil, sömürüdür. bu sistemi yok etmeliyiz, çalınanları tekrar pay etmeli ve çalışan kitlelerin nihayet gücü elinde tuttuğu bir toplum inşa etmeliyiz.”
ibrahim traore, rusya-afrika zirvesi, temmuz 2023.
20. yüzyılın ortalarına doğru afrika kıtası, kolonyal prangalardan kurtulurken tam anlamıyla siyasi bağımsızlığını ve toplumsal bir yeniden doğuşu inşa etmeye çalışıyordu. kıtanın ilk kuşak liderleri, soğuk savaş geriliminin tırmanmaya devam ettiği senelerde, politika belirleme süreçlerini kapitalist ve sosyalist yönelimler arasında sıkışmış olarak yürüttü (sun, 2019). siyasî haritada henüz yeni beliren devletler, kendilerine ait kökleştirici ve birleştirici bir felsefe arayışı içindeydiler. emperyalist sömürgecilik ve ekonomik bağımlılıktan kurtulmak isteyen afrika devletlerinin düşünür önderleri (nyerere, nkrumah, senghor, sankara) kıtanın kendi tecrübeleri ve geleneksel afrika toplumunun ananeleriyle sosyalist teoriyi harmanladıkları bir “afrika sosyalizmi” ibda ettiler.
kwame nkrumah, sékou touré, julius nyerere, tom mboya ve kenneth kaunda gibi liderlerin önayak olduğu bu düşünsel yönelim, bir yandan pan-afrikanizmi, diğer yandan batılı emperyalizme karşı ideolojik bir direniş hattı kurmayı amaçladı. nkrumah’ın ifadesiyle, “afrika’nın komünal yaşamı sosyalizmin atasıydı.” (nkrumah, 1967). tanzanya’da nyerere’nin ujamaa köyleri; zambiya’da kaunda’nın insan merkezli hümanizmi; gine, mali ve mozambik’teki devrimci devletçilik modelleri somut ve seri halkçı atılımlar yapmak üzere tasarlandı (kagalkar, 1992).
ilaveten, afrika sosyalizmi yalnızca ekonomik model olarak değil, aynı zamanda bir varlık ve toplumsallık felsefesi olarak görülüyordu (mboya, 1963). zambiya’da kaunda’nın hümanizm anlayışı, bireyi “yaratılıştan değerli” gören ve tanrı merkezli bir toplum tahayyül ederken; kenya’da kenyatta’nın hükümeti, nesrettikleri sosyalizmi bir kalkınma stratejisine indirgedi. ancak kenya hükümetinin içinde çin destekli başbakan odinga gibi figürlerin muhalefeti, kenya’nın batı’ya fazlasıyla entegre olan yapısını eleştirdi. yani afrika sosyalizmi, kıtanın her yerinde aynı biçimde tezahür etmedi; fakat hepsinde ortak olan, halkın özneleştiği bir siyasal tahayyüldü (sun, 2019).
bu bağlamda “afrikalı olmak” ile “sosyalist olmak” arasında organik bir sebep-sonuç ilişkisi kuruldu. mboya’ya göre, afrikalı toplumlar tarihsel olarak eşitlikçi, paylaşımcı ve cemaat temelli yapılar sergilemişti; bu durum sosyalizmin kıta için “doğal” olduğunu gösteriyordu (mboya, 1963). “komünalizmin modernleşmiş hali” olarak sosyalizm, sınıfsal mücadeleyi baz alan avrupa marksizmi yerine, sınıfsız afrika toplumunda sosyalist dönüşümün köklere dönüş demek olduğu düşünülüyordu. ata toprağında sosyalizm, avrupa’daki sınıf piramitleriyle uyuşmuyordu; afrikalı düşünürler, bunun yerine etnik, dini ve kolonyal ilişkilerin belirleyici olduğunu savundular. (wilkens, 2023)
bu muhakeme sebebiyle birinci kuşak afrika sosyalistleri, sovyetler birliği’nin etkisi altındaki komintern çizgisiyle ortaklık kurmakta zorlanıyordu. sovyet yazınında erken dönem afrika sosyalizmi ve kültürel devrim öncesi maoizm; bilim dışı, duygusal ve metafizik temellere dayanan sapmalar kabilinden görülüyordu (dwyer & zeilig, 2018). çin ise, özellikle maoist kırsal kalkınma modeliyle, afrika’daki pek çok hareket için daha cazip bir örnek sundu. çin’in “kırsallaştırılmış marksizmi” ve parti inşa metotları özellikle doğu afrika ülkelerindeki devrimci öncülüklere ilham verdi. post-kolonyal travmanın yanısıra, ali mazrui, çin-afrika deneyimlerini bağlayan ortaklaşmanın “beyaz-olmayan” kimliğine sahip olmanın, iki halklar arasında tarihsel bir yakınlığın temelini attığını ifade etti (mazrui, 1980).
1975 sonrası ikinci kuşak sosyalist düşünsel yönelim, “afro-komünizm” ya da “afro-marksizm” olarak anılan devlet öncülüğündeki sosyalist denemeleri ihtiva etti. angola, mozambik ve etiyopya gibi ülkelerde öncü partilerin kurulması ve marksist sınıf analizinin benimsenmesiyle karakterize edilen bu dönem, daha çok militan marksist-leninist önderlikler eliyle biçimlendirildi. bu ülkelerde sosyalist partiler öncülüğünde yürütülen mücadeleler, siyasi elitlerin ideolojik pozisyonlarından çok, soğuk savaş’ın jeopolitik dengeleriyle şekillendi. bu dönemde sosyalizmin teorik boyutu, çoğu zaman dış destekli kalkınma politikalarıyla iç içe geçti (alofun, 2014)
sovyet bloğunun çöküşü ve dünya konjonktürünün sağ ekonomik modeller ve liberal demokrasilere kayması, afrika’da sosyalist retoriği sürdüren devlet sayısını, dış müdahaleler kadar olmasa da, azaltan önemli bir etken oldu. fakat bu geçmiş deneyim, hem küresel adalet mücadelesi açısından hem de postkolonyal eleştiri bakımından hâlâ günceldir. çünkü model olarak afrika sosyalizmi ve onun pratikte teşkil ettiği emsal, halkın egemen olduğu bir düzenin dünyanın nerelerinde ne şartlarda kurulabileceği sorusuna işaret etmektedir. cevap, yalnızca afrika’da değil, dünyanın her yerinde aranmalıdır.
kaynakça
sun, y. w. (2019). historicizing african socialisms. china in africa: new perspectives from the global south.
kagalkar, p. c. (1992). african socialism re-examined. india quarterly, 48(3), 73–84. https://www.jstor.org/stable/45072472
nkrumah, k. (1967). african socialism revisited. cairo: african association of political science.
mboya, t. (1963). freedom and after. london: andré deutsch.
tanganyika african national union. (1967). tanzania. tanu.
wilkens, k. (2023, july 25). religion, african socialism and pan-african dis:connections in the cold war era. global dis:connect.
dwyer, p., & zeilig, l. (2018). marxism, class and revolution in africa: the legacy of the 1917 russian revolution. international socialism, 2(157).
alofun, g. o. o. (2014). african socialism: a critique. iosr journal of humanities and social science (iosr-jhss), 19(8), 69–71.
adi, h. (2013). pan-africanism and communism: the communist international, africa and the diaspora, 1919–1939. trenton, nj: africa world press






Yorum bırakın