geçtiğimiz haftalarda israil’in taciz ateşleri ile başlayan ve iran’ın karşılık vermesiyle birlikte karşılıklı biçimde füzeli bir gövde gösterisine dönüşen yıkımı yakından takip ediyoruz. orta doğu topraklarının yeniden bölüşümü üzerinden ilerleyen tartışmalarda emperyal çıkarlar güden iki rakip devletin ne kadar güçlü oldukları bilinmekle beraber bu güçlerin niteliğine yönelik soru işaretleri mevcut. bir yandan ise iran’ın tabiri caizse “çadır devleti” olarak nitelendirildiği yanlış saptamaların boşa düşmesiyle birlikte birçok insanda iran’a yönelik bakış açısı değişti ve iran’ın gücünün yalnızca nükleer silah olmadığı da birçok sosyal bilimci için yeni yeni anlaşıldı. askeri hamlelerinde istediklerini kısmen elde edebiliyor olması ise iran’ın ekonomik gücü üzerine önemli bir soru işareti oluşturdu. bölgesel bir güç olarak tanımlanıp ötesinde bir tartışmada gündem olmayan, olamayan iran; artık birçoğumuzun gündeminde. orta doğu’da sınırların yeniden çizilmesine, ekonomilerin ve pazarların yeniden oluşturulmasına ve sonuç olarak yeni bir bölüşüm savaşına giderken iran’ın ekonomik olarak nasıl tablo çizdiğini anladığımız takdirde politik, toplumsal ve askeri yönüne dair saptamalara varabiliyoruz. bu noktada ise iran’ın ekonomik gücünün hangi sektörlerde olduğunu, ticaretinin nasıl şekillendiğini ve sermaye birikiminin ne durumda olduğunu anlama ihtiyacı ortaya çıkıyor. 

iran, özel sektöre kıyasen kamunun çok ciddi güç sahibi olduğu bir ülke. bankalar, sigorta şirketleri, telekomünikasyon, dış ticaret ve taşımacılık-lojistik firmaları ile birçok sektörün tekelleri iran devletinin kontrolü altındadır. tekeller içinde en kritik sektör ise enerji sektörü. enerji ihtiyacının önemli kısmını kendi yer altı kaynakları vasıtasıyla karşılayan iran, elektrik üretiminin yüzde 92,1’ini fosil yakıtlardan temin etmekte (ember, 2025). 2024 yılında 6,64 terawatt-saat (twh) olan nükleer enerji üretimi ise çok büyük bir tehdit olarak lanse edilmesine rağmen abd’nin 781,98 twh üretimi ile kıyaslanınca bu üretimin ne kadar ufak olduğu görülüyor. abd’nin 2024 nükleer üretimi, iran’ın üretiminin neredeyse 117 katı büyüklüğünde. 32,27 twh nükleer üretimi ile birleşik arap emirlikleri(bae) 2024 yılı orta doğu nükleer üretimi birincisi olarak iran’ın 4 katından daha büyük bir üretim gerçekleştirdi. buna rağmen iran, tek başına orta doğu’nun nükleer tehdidi olarak gösterilmekte. bu noktada iran’a dair güvenilir veriler bulmak hayli zorken dahi iran’la rekabet eden nükleer güçlerin varlığından söz edebiliyoruz, sonuç olarak batı medyasının ablukasındaki iran aslında enerji konusunda düşük dışa bağımlılığına rağmen güncel verilere göre halen nükleer konusunda dünyada zirvelere oynayan bir ülke değil.

enerji konusunda dışa bağımlılığı düşük seviyelerde seyreden iran’ın ticaret verilerini incelediğimizde sermaye ihracı gerçekleştirmediğini görüyoruz. sermaye ihracı gerçekleştirmemesinden ötürü emperyalist olduğunu net bir şekilde söyleyemeyeceğimiz bir devlet olarak iran, en yüksek ihracatını maden ürünleri ve petrokimya ürünleri satışı ile gerçekleştiriyor. 2023 iran ihracatının yüzde 24,34’ünü maden ürünleri, yaklaşık yüzde 20,04’ünü metaller, yüzde 17,6’sı plastik ve kauçuk sanayi, yüzde 12,8’ini kimyasal ürünler karşıladı (oec world, 2025).  iran dış ticaretini ülkeler bazında incelediğimizde göze çarpan partnerler çin, almanya, bae, brezilya, türkiye ve pakistan olarak görünüyor. çin’e karşı ezici bir cari açık veren iran, diğer yandan pakistan’a karşı ezici bir cari fazla kazanıyor. iran ekonomisinin ithal ettiği ürünleri incelediğimizde cevher olarak işlenmemiş satılan metallerin işlenmiş olarak ülkeye geri döndüğünü görüyoruz. bu veriden yola çıkarak varabileceğimiz ilk nokta bu verilerin batı kaynaklı spekülasyonlar olması, ikinci nokta ise iran ekonomisinin halen bölge ticaretinden faydalanıyor olması. uzunca bir süredir dünyanın dört bir yanından ambargolarla boğuşan bir marketin taktiksel olarak bu yolu seçmesinin sebebi ise altyapı yetersizliği ve ölçek ekonomisi olmakta halen zorlanabiliyor olması burada aklımıza gelebilecek ilk noktalar oluyor. küresel ekonomi dinamiklerinden, tedarik zincirinden ağzı çok yanan bir ekonominin sanayisizleşme ve hizmet sektörü odaklı ilerleme lüksü, ancak emperyalist bir ekonomik formasyonu olduğunda gerçekleşebilecekken iran için buraları tartışmak pek de anlamlı olamıyor. bir yandan ise verilerin güvenilir olmayışı sebebiyle iran’a yönelik spekülatif argümanlar üretilmesinin önü son derece açık. bu sebeple, yazıda kullanılan veriler de dahil olmak üzere genel anlamda iran’a ait verileri şüpheci bir yaklaşımla incelemek önemli. sağlıklı veriye erişim problemlerini akılda tutalım ki birçok altyapı sorunlarına rağmen hala iran’ın cari fazla verdiği görülüyor. 2022 yılında gsyih içinde yüzde 26,8 ihracat ve yüzde 24,8 ithalat ile (unctad, 2025) eski gücünü yıpranmasına rağmen bir miktar olsun koruyan iran, bir vizyon olarak ise gücünü tekrardan artırmak için birçok hamlede bulunmakta. 

iran finansal piyasalarının yapısını incelediğimizde covid-19 önemli bir yer tutuyor. pandemi itibariyle finansal istikrar gittikçe zayıflıyor. brüt ulusal birikimlerini yatırıma dönüştürmeyi covid-19 pandemisinden itibaren başaramayan iran, 2022-23 döneminde yüzde 42,6 birikim yapmışken gsyih içinde yatırımların payı yüzde 38’de kalıyor (world bank, 2024). eskiden verimli bir piyasa sirkülasyonu becerisi olan iran marketinden yatırıma dönüşmeyip yastık altına, banka kasalarına ve çek senetlerine kaçan paralar ile ekonomik gücünü günbegün kaybeden bir iran marketine gidişattan söz edebiliyoruz. yüksek savaş riski sebebiyle bürokrasi ile iç içe geçmiş iran sermayedarlarının her an piyasadan çıkmaya hazır olabilmek adına yerli hisseler yerine yabancıların ihraç ettiği likit araçları tercih ediyor olması iran müesses nizamının kenetlenmiş olmadığını da kanıtlar nitelikte. ancak halen sanayi gsyih kompozisyonunda 2022’de yüzde 40 yer tutuyor (globaledge, 2023) ve sanayinin milli gelirde bu denli yer tutması ise ekonominin kırılganlaşmasına rağmen halen kopmaya o kadar da meylinin olmadığını göstermekte. 2020’den itibaren toplam dış borcunu gsyih’e göre yüzde 5,1 seviyelerinden yüzde 1,78’lere kadar eriterek (imf, 2024) inceldiği yerden kopmaya niyeti olmayan bir üretim rejimi varlığından söz etmeyi mümkün kılıyor.

iran’da müesses nizam halen kenetlenmiş bir izlenim verse dahi küresel ekonomi-politik okumanın bize gösterdiği bir gerçeklik var: dünyadaki her paylaşım savaşının öncesinde ve ertesinde yaşananların tekerrürü olarak sermaye blokları arasında çatlaklar elbette ki oluşmaktadır. bu çatlaklar devletin kontrolündeki medya tarafından gizlenmektedir çünkü müesses nizamın çözüldüğünün halk kitlelerince görünüyor olması toplumsal muhalefetin inşa edilmesinin ön koşulu olmasa dahi kesinlikle etkili bir katalizörüdür. mahsa amini’nin katledilmesi ile yükselen kadın hareketine karşı gard tutmak isteyen iran devlet aygıtının kendi iç sorunlarını yansıtmaması stratejik bir tutumdur. ekonomik yapıdaki sağlamlık, anaakım ekonomi tartışmaları perspektifinde sıkışıldığında kapitalist üretim rejimine sahip birçok ülkede demokrat-barışçıl-emek yanlısı güçlerin karşısında sermayenin galibiyeti olarak vuku buluyor. iran içinde yıllardan beri süregelen yüksek enflasyon-düşük alım gücü sorununa iran halklarının kendi kaderlerini tayin hakkının tanınmayışı, kadınların ve lgbti’lerin devlet eliyle her gün yeniden kriminalize edilmesi iran içinde rejime yönelik muhalefeti güçlendiriyorken abd ve siyonizm karşıtı bir savaş, toplumsal muhalefetin oluşması önünde büyük bir engel oluyor. tahran sokaklarından gelen görüntüleri görünce siyonist israil’le gerçekleşebilecek olası bir savaşın güç odaklarını, menfaat gruplarını birleştirdiği bir iran’dan söz etmek zor değil.  bir “direnç ekonomisi” olarak iktisadi literatürde türünün nadir rastlanan örneği olarak var olan i̇ran, dengeli sektör dağılımı ile şimdiye değin işçi hareketinin gerici odaklarla bastırılması sonucunda sirkülasyonun tüm sektörlere uğramasını başarabiliyor. 

sonuç olarak makroekonomik göstergelerdeki iyi durumlar siyonist israil’e karşı savaşı ve dinci-gerici molla rejimine karşı ayaklanan kitleleri tahlil etmekte yeterli değil. dış şok denilip geçilemeyecek olan faktörler, iran’ın yarınını belirleyecek olan temel etmenler olacaklar. iran ekonomisinin yakın gelecekteki yapısını politik hayatın şekillendireceği net bir şekilde görünüyor. son kertede ise politik gelişmeleri var eden koşullar, ekonomik gelişmeler olarak karşımıza çıkıyor. siyonizm’in yayılmacı emelleri ve molla rejiminin toplumsal muhalefete karşı baskıcı tutumu, aslında bir üretim rejiminin farklı ellerde muhafaza edilmesi yahut barbarca gelişmesi için izlenen yollar olarak tarih sahnesinde yer alıyor. iran’a dair sosyoekonomik, tarihsel ve küresel ekonomi-politik okumalar sosyal bilimciler tarafından bu hatlardan ilerletildiği takdirde ancak anlamlı sonuçlar verebilmeye başlıyor. en nihayetinde iran bir direnç ekonomisi ortaya koyuyor ancak bu direnç günden güne çözülmekte çünkü direnci sağlayan müesses nizam jeopolitik gelişmeler ekseninde çelişkiler geliştikçe dağılmaya yönelik meyil kazanıyor. iran, ambargolara karşı bir direnç ekonomisi olsa dahi halen orta doğu’da kendisine karşı bir koalisyonla savaşacak güçte bir direnç kuracak yapıda değil, dinci-gerici molla yönetiminin altında da bu yapıyı kuracak noktada olamayacak.

kaynakça

ember. (2025). energy institute- statistical review of world energy (2024).

globaledge. (2025). global insights, iran: economy.

international monetary fund. (2024). global debt database, private debt, loans and debt securities.

kazemi, m., razieh, z., osman, e., & knippenberg, e, w. (2024). world bank group- iran economic monitor, spring 2024 : sustaining growth amid rising geopolitical tensions – with a special focus: recent poverty and inequality trends in iran (2020–2022).

the observatory of economic. (2025). iran exports, imports, and trade partners. https://oec.world/en/profile/country/irn

united nations conference on trade and development.  (2025, april 15). data centre- iran (islamic republic of) economic trends (2025).

Yorum bırakın

Popüler