emperyalizm elinin değdiği her olguyu kâra çevirmesiyle bilinen bir sistemdir. başta insan emeği sonra da hava, su, diğer canlılar olmak üzere her varlık getirdiği kâr oranınca değerlidir, tüm okumalar bu perspektiften yapılır. olumlu olarak değerlendirilebilecek bir hamle eşelendiğinde şaşmaz bir şekilde benzer pratikler ortaya saçılır.
‘çevre için’ yanılgısı
dünyanın iklim kriziyle karşı karşıya olduğu artık su götürmez bir gerçek. çevreci politikalar küresel ölçekte giderek tırmanıyor. yeşil kalkınma olarak da adlandırılan bu alanın liderlik koltuğunda ise bilinen bir isim oturuyor: çin. 80’lerden beri bu alana eğilmeye başlayan çin, özellikle 2022’den sonra açık ara farkla en fazla yenilenebilir enerji üreten ülke konumuna geldi. temel ilkeleri arasında karbon emisyonlarının azaltılması, kaynak verimliliği, doğa ile uyumlu tüketim gibi unsurlar bulunan bu kalkınma hamlesi, var olan yöntemleri değiştirdiği için literatürde kalkınma paradigması değişimi olarak da kendine yer buluyor (unep, 2011).
peki, nedir burada sorunlu olan?
bu gelişmelerin, özellikle de geride bıraktırılmış ülkeler söz konusu olduğunda, yalnızca “çevre dostu” olmadığı ortaya çıkıyor. bütün bunların aynı zamanda jeopolitik, ekonomik ve ideolojik boyutları da var. bu noktada yeni bir kavramın sahne aldığını görüyoruz: yeşil sömürgecilik.
yeşil sömürgecilik kavramının en erken kullanımına vandana shiva’nın biyolojik çeşitlilik, toplum hakları ve ekolojik adalet konulu yazılarında rastlıyoruz (1993). shiva, batı ülkelerinin çevreyi koruma bahanesiyle geride bıraktırılmış ülkelerin yerel tarım bilgilerini, tohumlarını ve doğal kaynaklarını küresel şirketler aracılığıyla kontrol altına almasını bu kavramla eleştiriyor (2005). onu takip eden çalışmalarla kavramın kullanımı sistematik hâle getiriliyor, fosil yakıttan çıkış süreçlerinin yeni bir sömürü biçimine dönüşmesi tartıştırılıyor (temper et al., 2020).
çin’in hamlelerinde de görülen tam olarak budur. emperyalizm; marksist literatürde yalnızca askeri güç değil, ekonomik ilişkiler yoluyla sermaye ihracı ve bağımlılık yaratma biçiminde tanımlanıyor (lenin, 1917). çevreci maskesini takan çin’de de işlerin bu çizgide yürüdüğü, birçok akademisyen ve teorisyen tarafından öne sürülüyor. özellikle çevresinde konumlanan geride bıraktırılmış ülkeler, sistematik şekilde çin’in yeşil enerji teknolojisine bağımlı hâle getiriliyor. bir başka deyişle, çin bu yolla sermayesini dışa ihraç ediyor.
sonuç yerine
hükümetlerin daha şeffaflaştığı, insan haklarının geliştiği yönünde bir yanılgı rüzgarının estiği 21. yüzyıl, birçok sorunu heybesinde taşıyor. insanın insana olan egemenliğini, sömürüyü ve kapitalizmi geride bıraktığımız bizlere aşılanıyor. neo-liberal düzenin bize sunduğu “özgürlük”, “medenilik” gibi süslü kavramlar, sistemin çarklarına örülmüş çiçekli kılıflardan öteye gitmiyor. emperyalizm hâlâ bizi iliğimize ve kemiğimize kadar sömürüyor, bunu bize güzelce pazarlıyor ve alkış bekliyor. çin yeşil enerji yatırımlarında baya ilerlemiş, artık doğaya zarar vermeyen alternatifler keşfetmiş, duydunuz mu?
kaynakça
lenin, v. i. (2022b). emperyalizm: kapitalizmin en yüksek aşaması. yar yayınları.
scrolli. (2025, mayıs 3). the green dragon: china’s sustainable rise or global power play? scrolli media. erişim adresi: https://www.scrolli.co/global/story/the-green-dragon-chinas-sustainable-rise-or-globgl-power-play
shiva, v. (2005). earth democracy: justice, sustainability and peace. south end press.
shiva, v. (1993). monocultures of the mind: perspectives on biodiversity and biotechnology. zed books.
temper, l., avila, s., del bene, d., gobby, j., kosoy, n., & martinez-alier, j. (2020). movements shaping climate futures: a systematic mapping of protests against fossil fuel and low-carbon energy projects. environmental research letters, 15(12), 123004. https://doi.org/10.1088/1748-9326/abc197
unep. (2011). towards a green economy: pathways to sustainable development and poverty eradication – a synthesis for policy makers, www.unep.org/greeneconomy






Yorum bırakın