kerem yakut.

eğer siyasette başarılı olmak; bir ülkenin standartlarını yükseltmek ve o ülkenin vatandaşlarının hayat kalitesini arttırmak demek ise, erdoğan güdümündeki akp, türkiye’ye maliyetleri bakımından başarılı bir siyasi parti sayılmaz. kuvvetler ayrılığı ilkesinin fiilen askıya alındığı, hukuka güvenin gittikçe azaldığı, güvenlikçi politikalar sebebiyle özgürlüklerin budandığı, kurumların ve kuralların aşındığı, ekonomik krizin giderek kök saldığı bir ülke hâline geldi türkiye akp’li yıllarda. ancak, öte yandan, akp genel başkanı erdoğan, böylesine olumsuz bir iklimde dahi defalarca seçim kazanabildi. öyle ki akp, iktidara geldiği kasım 2002 genel seçimlerinden mart 2024 yerel seçimlerine kadar aldığı oy oranı itibariyle birinci parti olmayı sürdürdü. 31 mart 2024 tarihinde yapılan yerel seçim ise bu tabloyu değiştirdi. akp, tarihinde ilk kez ikinci parti konumuma düşerken yerini chp’ye kaptırmıştı. bu süreç sonunda önce chp- akp arasında bir “normalleşme” trafiğinin başlamasına, sonrasında ise bu sürecin sonlanarak başta erdoğan’ın güçlü bir rakibi olarak görülen ekrem imamoğlu olmak üzere çok sayıda muhalif ismin tutuklanmasına şahit olduk. 19 mart süreci sonrasında birçok chp’li isim ve muhalif gazeteci tutuklanırken birtakım tv kanallarına da sansür getirildi. bana kalırsa iktidarın bu denli sertleşmesinin sebebi, artık kendisini eskisi kadar rahat hissedemiyor oluşu. iktidarın önümüzdeki ilk seçimde mağlup olmasının çok yüksek bir ihtimal olduğunu, akp’li yılların son dönemecinde olduğumuzu ve akp’nin iktidar süresini uzatmak için sürdürdüğü idare-i maslahatçı politikalar sebebiyle geleceğe yönelik ciddi bir miras bırakamayacağını düşünüyorum. bu yazıda, akp’ye seçim kazandırdığını düşündüğüm ancak mevcut atmosfer göz önüne alındığında hem önümüzdeki seçimde akp’nin seçim kazanmasına yeterli olmayacak hem de kimi noktalarda ona ayak bağı olabilecek üç faktörü inceleyerek fikirlerimi açıklamaya gayret edeceğim.

1- lider karizması

h. bahadır türk şöyle söylüyor “muktedir” (2018) isimli kitabında:

“erdoğan’ı yürüyen bir tarih, nefes alan bir heykel, her adımıyla memleketi ‘yarınki türkiye’ye taşıyan sarsılmaz bir irade, her sözüyle kendi efsanesini büyüten bir büyük usta olarak gören bir kitlenin varlığının gölgesi belki hep mevcuttu ama erdoğan’ın bu açıdan bir külte dönüşümüne gezi parkı ve 17 aralık operasyonu gibi ‘büyük hadise’lerin ardından daha yakından tanık olundu.” (s. 383) 

akp’li yılları kısaca gözden geçirirsek 2013 akp iktidarının en uzun yılı sayılabilir, zira akp iktidarı o yıl iki büyük olayla yüzleşti: gezi direnişi ve 17-25 aralık yolsuzluk operasyonu. türkiye’de gerilim had safhaya ulaşmış; kutuplaşma artmıştı. akp’nin meşhur “dombra” şarkısı, ilk defa 2014 yerel seçimleri için kullanılmaya başlanmıştı. arslanbek sultanbekov’un bestesi olan bu müzik, uğur ışılak’ın yazdığı sözlerle birlikte erdoğan’a uyarlandı. gerek bestedeki savaş atmosferi gerekse de sözlerdeki aşırı hamaset o yıllara ayna tutmaktadır adeta. hem gezi direnişi hem de 17-25 aralık yolsuzluk operasyonu, iktidarı o dönemde çok zorlamıştır. ancak, akp’lilerin gözünde bu iki süreç sonrası erdoğan’ın liderliği büyümüş, akp seçmeni bu iki olayı da dış güçlere ve onların maşalarına bağlayarak erdoğan’ın arkasında durmuştur. işte bu kriz anında erdoğan’a olan övgü ciddi oranda yükselmiştir. 2014 yerel seçimleri öncesi dönemin akp milletvekili fevai arslan, erdoğan’ı “allah’ın bütün vasıflarını üzerinde toplayan bir lider” diye nitelendirirken (sol haber, 2014) dönemin bakanı mehmet şimşek de erdoğan’ı karşılamak üzere tarihin de coğrafyanın kıyama kalktığını söyler (habertürk, 2014). yine 2014 yerel seçimleri öncesi erdoğan’ın “bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır” ifadesini kullanması, dikkatleri üzerine çeker zira islamiyette bir kudsi hadise göre bu söz allah’a aittir (millî gazete, 2014). bu örnekler göstermektedir ki birtakım akp’liler tarafından erdoğan’ın liderliği adeta kutsal görülüp ona insan üstü nitelikler atfedilmiştir. bu dönemde erdoğan “reis”leşir. 2014 yılında akp hem yerel seçimlerde birinci parti olur hem de cumhurbaşkanlığı seçimini kazanır. erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının ilk yıllarında, dönemin başbakanı ahmet davutoğlu ile yaşadığı belirli anlaşmazlıklar, davutoğlu’nun başbakan olarak kalmasına müsaade etmez, erdoğan için çift başlılık bir sorundur zira. 15 temmuz 2016 darbe girişimi’nin yarattığı atmosferin de etkisiyle, erdoğan başkanlık sistemi hayalini nihayet gerçekleştirir. bu yeni sistem ile birlikte, erdoğan’ın cumhurbaşkanı olarak yetkileri ciddi oranda artar, parti üzerinde hakimiyetini kurmuş olan erdoğan, yeni sistemle birlikte adeta devletleşir.  öyle ki erdoğan cumhurbaşkanı sıfatıyla türkiye’yi temsilen katıldığı bir zirvenin katılımcılarını sayarken “ingiltere, almanya, fransa ve şahsım” ifadesini kullanmıştır (t24, 2019). bu ifade, fransa kralı, xıv. louis’nin “devlet benim” sözünü anımsatmaktadır. aynı zamanda şunu da söylemeliyiz ki erdoğan’ın kültleşmesi pekişen gücü oranında artar. ak gençlik (akp gençlik kolları) hesabından paylaşılan “sen kimsin” başlıklı video, erdoğan’ın kültleşme sürecini gözler önüne serer(2020). video boyunca örnek gösterilen kimi tarihi şahsiyetlerin resimleri ya da o tarihi şahsiyetleri anımsatacak belirli görseller, video sonunda küçülür ve hepsi birlikte erdoğan’ı oluşturur. dolayısıyla videonun mantığına göre, videoda örnek verilen şahsiyetler ancak birleştiğinde erdoğan’a denk olabilirler gibi bir yorum da çıkarılabilir. videoda gösterilen bu isimlerin bazıları, islam tarihindeki önemli bir sahabi mus’ab b. ümeyir, hz. hamza, kanuni sultan süleyman, fatih sultan mehmet, ıı. abdülhamid, aliya izzet begoviç, selahattin eyyubi, aybüke yalçın, eren bülbül, mustafa kemal atatürk’tür. bu video, tepkiler üzerine kaldırılsa da ak gençlik’in gözündeki erdoğan imgesini açığa vurmuştur.

tüm bu süreçten hareketle şunu söyleyebiliriz, erdoğan karizmasını kullanarak partisine seçim kazandırırken aynı zamanda her kazandığı zaferle de karizmasını parlatmıştır. lider karizması, akp’ye seçim kazandıran en önemli faktörlerden biridir şüphesiz. berk esen, şebnem gümüşçü ve hakan yavuzyılmaz’a (2023) göre “parti örgütünün ve seçmen-parti ilişkisinin giderek erdoğan’da şahsileşmesi akp’nin yaşadığı ideolojik dönüşümlere rağmen seçmen tabanının önemli ölçüde korunmasını” sağlamış ve “partiyi derinden sarsacak çatışmaları engelle[miştir]” (s. 79). eric hoffer’in (2019) 1951 yılında kaleme aldığı “kesin inançlılar” isimli eserindeki şu satırlar erdoğan için de geçerlidir: “lider itikadın kesinliğini, başkaldırıyı ve iktidarın haşmetini kişiliğinde cisimleştirir”(s. 145 ). kişilikte cisimleşen bu haşmet, kitleler gözünde lideri iyice büyütecektir. 

ancak bana kalırsa seçimlerin yapıldığı ve tam kapalı bir rejimin kurul(a)madığı ülkelerde, mutlak lider karizmasına dayalı bir parti, kısa ve belki orta vadede seçimlerden zaferle çıksa da uzun vadede yalpalamaya başlayacaktır. akp’nin de başına gelenin bu olduğu kanaatindeyim, zira lider karizmasını muhafaza etmenin yolu, liderle rekabet edebilecek kabiliyette olan isimleri partiden tasfiye edip onların yerine lidere mutlak sadakat besleyen kişilerin partiye dahil edilmesidir. ancak bu durumda parti içi disiplin sağlanmış gibi gözükse de bir müddet sonra partide nitelik ve “kaht-ı rical” sorunları baş gösterecektir. kaht-ı rical, yönetimdeki nitelikli kişi eksikliğini ifade eder ki bugün de akp, bu durumla karşı karşıya. akp içinde “ikinci adam” diyebileceğimiz bir kişi olmadığı gibi partide liyakatli kadrolardan çok erdoğan’a sadakat hissiyle bağlı olan çok dar bir çevrenin yükseldiğine şahit oluyoruz. bu eğilim sebebiyle, akp bir parti görüntüsünden çok uzakta bir görünüm sergiliyor. akp içerisindeki nitelikli kadroların azlığı, seçimlerde muhalefet lehine de bir ortam yaratıyor, 2024 yerel seçimlerininin muhalefet tarafından kazanılmasında bu faktör de önemli bir etkendi. murat kurum’un ekrem imamoğlu karşısındaki yenilgisinden sonra bakan olarak tayin edilmesi bile akp’deki kadro sıkıntısına bir örnek olarak verilebilir. akp’nin nitelikli kadro eksikliği sorunu, ülke yönetiminde de iktidarı zora soktu zira karar verici mercilerde liyakatli kadrolar saf dışı bırakıldığından çok fazla hatalı karar verilmeye başlandı. bu kadro sorunu, akp’nin seçim kazanmasını zorlaştırmasıyla birlikte erdoğan sonrası akp’nin ayakta kalmasını da zorlaştırmaktadır. öte yandan, erdoğan’ın karizmasını parlatan faktörün, onun önündeki engelleri aşarak girdiği seçimleri kazanması olduğunu belirtmiştik. erdoğan, imamoğlu siyasi arenaya dahil olmadan önce adeta yenilmez olarak görülüyordu, girdiği her seçimde partisini birinci parti yapabilmişti ancak ekrem imamoğlu’nun siyasî arenaya dahil olması, denklemi değiştirdi. imamoğlu’nun 2019 ve 2024 seçimlerinde rakipleri sadece binali yıldırım ve murat kurum değildi. erdoğan ibb seçimleri için yürütülen kampanyaya alenen dahil olmuş, konuşmalarında imamoğlu’nu doğrudan hedef almıştı. dolayısıyla, imamoğlu aslında erdoğan’ı da yenmiş oldu. 2019 seçimlerinde yara alan akp, 2024 seçimlerinde tarihinde ilk defa birinciliğini yitirdi. üstelik, bugünkü koşullarda, imamoğlu’nun önüne konan her türlü engel (2019 seçim iptali, hükümetin belediyelerin yetkilerini kısıtlaması, soruşturmalar ve son olarak tutuklanması), onun karizmasını parlatmaktadır. lider karizmasının edinimi zor ve uzun bir süreç olsa da kaybı çok daha kolaydır. erdoğan’ın karizması, partisinin yenilgisi sonrasında sönmeye başlamışken, imamoğlu’nun maruz kaldığı süreç onu halkın gözünde giderek büyütmektedir. öte yandan, erdoğan yaşı dolayısıyla dinamizmini günden güne yitirmekte iken imamoğlu genç ve dinamik bir siyasetçidir. akp’ye bir zamanlar seçim kazandıran lider karizması, bugünkü koşullarda chp’nin elini kuvvetlendirmektedir. 

2- pragmatizm ve popülizm

akp’ye seçim kazandıran diğer bir önemli faktör ise onun pragmatik ve popülist siyasi tavrıdır. akp, 2002’den bu yana uyguladığı pragmatizm siyaseti ile iktidarını muhafaza edebilmiştir. dönemin koşullarına hızlıca adapte olan akp; eski dostlarını düşman, eski düşmanlarını ise dost olarak tanımlayabilmiş ve bu tanımlamayı popülist metotlarla topluma aktarabilmiştir. bu duruma örnek olarak, akp’nin; (ı) fetullahçı yapıyı önce desteklemesi, sonrasında ise özellike 17-25 aralık ve 15 temmuz darbe girişimi ile karşısına alması, (ıı) 15 temmuz darbe girişimi sonrasında mhp ile yakınlaşması, (ııı) iktidarının ilk yıllarında kendisine çok uzak olan kimi ulusalcıları kadrosuna dahil etmesi verilebilir. akp tüm bu süreçlerde, popülizmden faydalanarak bu politika ve söylem değişikliklerini topluma aktarmış, seçmenlerini ikna etmeyi başarmıştır.  fethi açıkel (2023), bu sebeple akp’yi “makyavelist bir seçim makinesi” olarak tanımlar.  akp için  değer merkezli bir tutarlılıktan ziyade dönemin şartlarına göre esnek politikalar oluşturabilmek daha önemli olmuştur. akp iktidarı, george orwell’in “1984”ünü anımsatır tarzda politik hareketlerle dostlarını ve düşmanlarını belirlemiştir. bu dost-düşman belirleme durumu, siyasal (political) kavramını açıklarken temel ölçüt olarak dost-düşman ayrımını vurgulayan nazi döneminin hukukçusu carl schmitt’i aklımıza getiriyor. siyasal düşman hakkında şunları söyler schmitt (2018):  “siyasal düşmanın ahlaki açıdan kötü, estetik açıdan çirkin ya da ekonomik anlamda rakip olması gerekmez; hatta siyasal düşmanla iş yapmak avantajlı bile gözükebilir. önemli olan, siyasal düşmanın öteki, yabancı olmasıdır (s. 57).” burada önemli olan bir başka husus ise dost-düşman ayrımını bir siyasal birlik olarak devletin yapmasıdır. bu anlayıştan yola çıkarak devletin hem dost-düşman yaratma hem de düşman olarak tanımlanan grupları etkisiz hâle getirme gibi hakları olduğunu ifade edebiliriz. akp de tüm siyasî ömrünü düşman yaratmaya adamıştır. pragmatizm çerçevesinde düşünülebilecek dönüşümlerini çoğunlukla bir grubu düşmanlaştırarak ya da marjinalize ederek geçirmiştir. zaman ilerleyip koşullar değiştikçe marjinalize edilen gruplar da farklılaşmıştır. ayrıca, hangi fiilin; hangi şartlarda ve hangi zaman aralığında suç olacağını da akp, devlet gücünü kullanarak belirleyebilmiştir. bu duruma örnek olarak, fetö ile mücadelede 17-25 aralık süreci’nin milat kabul edilmesini verebiliriz. akp hükümetleri, 17-25 aralık operasyonu öncesinde, fetö’ye yakın olan ancak süreç sonunda fetö ile ilişiğini kesenlerin üzerine gitmemiş, geçmişi adeta bir şalla örtmüştür. 

kısaca özetlemek gerekirse, akp kendi çıkarı doğrultusunda zamanın ruhuna kolayca uyum sağlayabilen (pragmatik) ve politikalarını halka yakın görünerek, halkın içinden konuşarak hamasetten faydalanarak savunan (popülist) bir partiydi. akp’nin popülist söylemleri düşman yaratmak üzerine de kuruluydu. muhalefet çeşitli vesilelerle marjinalize edildi, seçimlere beka söylemi damga vurdu. achille mbemme (2020), güvenlikçi devletin “körüklemeye yardımcı olduğu bir güvensizlik halinden beslen[diğini] ve onun çaresi olduğunu öne sür[düğünü]” belirtir (s. 76). akp de hamaset dolu popülist söylemleriyle hem muhalefeti sanki terörle işbirliği içerisindeymiş gibi gösterir hem de kendisinin türkiye’nin teminatı olduğunu ve muhalif grupların engellerine rağmen türkiye’nin şahlanacağını hatırlatır. öte yandan akp, genel olarak bir seçkinler- halk çelişkisine vurgu yaparak kendisini halkın yanında, muhalif partileri ise seçkinlerin yanında olmakla itham eder. akp yıllarında bir hayli fazla kullanılan “anadolu irfanı” bu duruma işaret etmektedir. akp, zorlu ekonomik ve siyasal koşullara rağmen pragmatizm ve popülizm yardımıyla girdiği seçimleri kazanmayı başarmıştır ancak uzun vadede, bu seyredilen yöntem, parti’yi sıkıştırmış görünüyor.

akp, sık sık pragmatik hamlelerde bulundu, ittifak yaptığı grupların zamanla karşısına geçti, eski düşmanlarını zamanla çevresine toplandı. pragmatizm siyasette mutlaka belli oranlarda kullanılır ancak akp’nin değerlerini bu denli göz ardı etmesi tabiri caizse pusulasının şaşmasına yol açtı. kimi noktalarda partideki hesap, hayatın akışına uymadı. öyle ki muhalefeti marjianalize etmek için akp tarafından başvurulan milliyetçi söylem, bugün akp muhalifi seküler milliyetçiliğin elini kuvvetlendirmiş durumda. akp’nin uyguladığı pragmatizm sebebiyle çok fazla yol değiştirmesi, onu idare-i maslahatçı bir duruma düşürdü, dolayısıyla uzun vadeli düşünme yeteneğini yitirdi. salt seçimleri kazanmak üzerine bina edilmiş bir stratejisi var akp’nin. bu durum sebebiyle, akp erdoğan sonrasında bir gelenek oluşturmayacak gibi görünüyor. hatta akp’nin dindar nesil yetiştirme projesi ters tepmiş ve sekülerizm yükselmiş gözüküyor. akp, şu an ciddi bir kriz yaşıyor, zira  daha öncesinde hep kendi işine yarayan kutuplaştırma siyaseti, bugün onun aleyhine işlemekte. akp karşısında farklı toplum kesimleri birleşebiliyor, bozkurt ve zafer işareti yapan gençler eylemlerde yan yana akp’ye karşı durabiliyor. ayrıca akp’li elitler giderek halktan koparken, muhalif aktörler giderek halka yaklaşmaktadır. chp’nin yozgat mitingi bu durumun en güzel örneklerinden biri kabul edilebilir. hem akp’li elitlerin halktan uzaklaşması hem de ekonomik krizin sebebiyle akp’nin popülist argümanları etkisizleşmektedir. 

akp, geçmiş yıllarda pragmatizm ve popülizm yoluyla seçimleri kazanabildi ancak bugün geçmişte izlediği siyaset ayağına dolanmış bir hâlde. bu durum hem önümüzdeki seçimlerde akp’yi zorlayacağı gibi erdoğan sonrası akp’nin ne kadar ayakta durabileceğine dair de kuşku uyandırıyor. 

3- ideolojik hegemonya

akp’ye seçim kazandıran en önemli faktörlerden biri de ideolojik bir hegemonya yaratması. akp izlediği pragmatist siyaset paralelinde farklı dönemlerde farklı ideolojik argümanlar kullandı. fethi açıkel (2023), akp’yi üç dönemde ele alır: islami liberalizm, pan- islâmist popülizm ve islamcı ulusalcılık. akp, ilk yıllarında abd ve batı bloğuna daha yakın hareket ediyor, türkiye’nin ab’ye gireceğini müjdeliyordu. özellikle arap baharı sürecinde ise akp islamcı söyleme daha sık başvurmaya başladı, ortadoğu’da daha çok söz sahibi olmak, kemalist anlayıştan uzaklaşmak istiyordu. ancak 15 temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında mhp ile yakınlaşan akp, kimi aydınların “neo-ittihatçılık” olarak da isimlendirdiği bir ideolojik pozisyon benimsedi. açıkel’in ifadesiyle islami ulusalcılık döneminde akp, müslümanlık vurgusuna ek olarak türklük vurgusunu da kullanmaya başladı ve bu iki kavramı birbirine meczetti adeta. nagehan tokdoğan (2018),  akp döneminde uygulanan yeni osmanlıcık’ın davos zirvesi ile belirginleştiğini ve özellikle 15 temmuz sonrasında tüm türkiye’yi kapsayacak şekilde yayıldığını belirtir. akp bu formülle ideolojik hegemonyasını tüm topluma kabul ettirmeye çalışmıştır.

akp, bu üç döneminde de farklı ittifaklar edinerek ve toplumda rıza üreterek bir hegemonya kurmaya çalıştı. muhalif partiler de belli bir süre sonra, akp’nin kullandığı dil ile konuşmak mecburiyetinde kaldılar. örneğin, akp milliyetçiliği vurguladığında, muhalefet de milliyetçi söylem geliştirmeye başlıyordu. akp’nin iktidarda iken formüle ettiği ve muhalif partilerin de kullandığı birçok kavram var. tanıl bora’nın “zamanın kelimeleri yeni türkiye’nin siyasî dili (2018)” isimli çalışması bu konuda çok önemli tespitlerde bulunuyor. akp’li yıllarda gündem belirleyen çoğunlukla erdoğan olurken muhalefet onun belirlediği sınırda siyaset üretebiliyordu. iktidarlar güçlerini muhafaza etmek için rıza üretimi ve belli noktalarda baskı stratejisine yönelebilirler. ideolojik hegemonya, akp’ye rıza üretimi konusunda çok önemli bir destek sağlıyordu. ancak mevcut koşullarda akp, eskisi kadar kolay rıza üretememektedir.

akp, ilk yıllarında kimi liberal ve solcu aydınlar tarafından desteklenmişti ancak sonrasında akp’nin otoriterleşmesiyle özellikle de gezi direnişi ile birlikte bu tablo tersine dönmüş, akp islamcı ve neo-osmanlıcı kimliğini vurgulamaya başlamıştı.  ancak arap baharındaki rüzgarın akp aleyhine dönmesi ve 15 temmuz’un yarattığı iklim sebebiyle türkçülük ile de bir bağ kurdu akp. akp-mhp ittifakı toplumdaki milliyetçiliği ve güvenlik siyasetini arttırarak neo-ittihatçı bir rejimin kurulmasına sebep oldu. beka ve yerlilik- millîlik söylemleri siyasete hakim oldu. akp ne zaman oy kaybedecek gibi görünse bu söylemleri sahaya sürdü ve toplumda karşılık buldu. üstelik bu milliyetçi hava, dünyadaki aşırı sağ siyasetin yükselmesiyle de uyumluydu. muhalefetin de  bir dönem milliyetçi rüzgârın etkisine kapıldığını söyleyebiliriz. milliyetçilik tüm renkleriyle sahnedeydi artık. öyle ki bugün sol fraksiyonlarını geride bırakan bir milliyetçilik fraksiyonlarından söz edilebilir. fakat akp ve mhp’nin yeni çözüm süreci’ni gündeme getirmesiyle halk nezdinde bu mevcut iktidarın/ittifakın milliyetçi söylemi inandırıcılığını ve ikna ediciliğini yitirmiş görünüyor. bu sebepten de zor yoluyla iktidarını sürdürmeye gayret ediyor. akp’nin 19 mart sürecini başlatması onun bir açıdan çaresizliğini gösteriyor. artık zor kullanmak dışında ideolojik aparatı kalmamış bir partiye dönüştü akp. hiç olmadığı kadar zayıf bir pozisyonda ve bu sebeple zor kullanımını arttırdı, muhtemeldir ki arttırmaya da devam edecek ancak rıza üretim mekanizması bu kadar zayıflamış bir partinin seçim kazanabilmesi çok düşük bir ihtimal. yazıyı büyük gazeteci uğur mumcu’nun (2021) önemli bir tespitiyle bitiriyorum:

“siyasal gelişmeler tehlikeli dönemeçlere girince, başları sıkışan iktidarlar şiddet metotlarına heveslenirler. düzenin temellerini pek sağlam görmeyen siyasal iktidar, şiddet yollarından medet umar(…) dış politikadaki beceriksizlik, ekonomideki yıkıntı, yolsuzluk dosyaları, anayasa suçları bir yana itilir, aşırı cereyanlardan, demokrasi düşmanlarından yakınılır, bunlarla müsamahasız mücadele edileceği yayılır(…) her yerde bir korku havası estirilir. bütün bunlar güçlülüğün değil, zayıflığın belirtileridir. düzen daha doğru bir tanımla çok partili düzensizlik, artık suçluların telaşı içindedir.” (s. 134)

kaynakça

türk, h. b.(2018). muktedir, iletişim yayınları. 

“akp’li vekil: başbakan allah’ın tüm vasıflarını toplayan bir lider”. sol haber, 15 ocak 2024. akp’li vekil: başbakan allah’ın tüm vasıflarını üzerinde toplayan bir lider | sol haber

 “bakan şimşek’ten ‘kıyam’ açıklaması”. habertürk, 9 mart 2014. maliye bakanı mehmet şimşek kıyam tweeti | son dakika haberleri

“‘bizim rahmetimiz gazabımızı aşacak’“. millî gazete, 3 mart 2014. ‘bizim rahmetimiz gazabımızı aşacak‘ – son dakika haberler

“erdoğan, dörtlü zirveyi böyle tanımladı: ingiltere, almanya, fransa ve şahsım…”. t24, 11 aralık 2019. erdoğan, dörtlü zirveyi böyle tanımladı: ingiltere, almanya, fransa ve şahsım…

“sen kimsin ak gençlik” youtube, 20 ekim 2020. https://youtu.be/nsplgjlehxy?si=w83yr_zejıi9pxpe

esen, b, gümüşçü, ş.& yavuzyılmaz, h.(2023). türkiye’nin yeni rejimi: rekabetçi otoriterlik, iletişim yayınları. 

hoffer, e.(2019). kesin inançlılar, olvido kitap. 

açıkel, f.(2023). “kutsal mazlumluk”tan “makyavelist despotizm”e akp otoriterliğinin psikopatolojisi, iletişim yayınları.

schmitt, c.(2018). siyasal kavramı, metis yayıncılık.

mbembe, a.(2020). düşmanlık politikaları, iletişim yayınları.

tokdoğan, n.(2018). yeni osmanlıcılık hınç, nostalji, narsizm, iletişim yayınları.

bora, t. (2018). zamanın kelimeleri yeni türkiye’nin siyasî dili, iletişim yayınları.

mumcu, u.(2021). katiller demokrasisi hırsızlar düzeni. um:ag vakfı yayınları.

Yorum bırakın

Popüler