ata yağız topaloğlu.

denim pantolonların “günlük rahatlık” veren apolitik bir giyim ürünü olduğuna dair anlatı, onu tarihinden koparan bugüne ait bir fantezidir. sanılanın aksine denim, köklerinden itibaren siyasetle örülüdür: sömürge tarımı ve köle emeğiyle kurulan indigo ekonomisi, işçi sınıfının üniforması, kadınların kamusal alandaki pantolon hakkı mücadelesi, sivil hak hareketlerinin denimle kurduğu dayanışma dili, soğuk savaş’ın tüketim/özgürlük ikonografisi, fabrikalardaki emek ve sağlık krizleri, bugün markaların kültür savaşlarında seçtikleri taraflar… bütün bu alanlar denim pantolonu yalnızca bir giysi olmaktan öteye taşıyarak onu bir siyasi araç haline getirmektedir. ben bu yazıda hem tarihsel arka planı hem de güncel american eagle ve gap tartışmasını kullanarak denim pantolonun her zaman politik olduğunu iddia etmeyi planlıyorum. öncelikle ülkemizde kot pantolon olarak bilinse de bu yazıda denim diye bahsedeceğimi belirterek başlamak istiyorum. kot pantolon adı, denimi 1960’lı yıllarda türkiye’ye getiren girişimci “muhteşem kot” isimli iş insanından geliyor ve birinin soyadını kullanmaktansa evrensel adı olan “denim”i kullanmayı uygun gördüm.

atlantik dünyasında indigo üretimi; sömürge tarımının ve köleleştirilmiş emeğin omuzlarında yükselmişti. pamuk ve indigo, hem plantasyon ekonomisini ayakta tutarken hem de yeni sanayi kapitalizmine ham madde sağlayan bir ikili olarak görülmekteydi. 1873’te perçinli iş pantolonunun patentiyle denim, dayanıklılık ideolojisine dönüşmüştür (levi strauss & co. n.d.). rahat ve sağlam olma vaadi ise sınıf bağlamından bağımsız değildir. madencinin, çiftçinin ve liman işçisinin üzerindeki denim, hem bedeni koruyan bir araç hem de üretim ilişkilerinin damgasını taşıyan bir üniforma haline gelmiştir. markaların şu an reklamlarda sıklıkla kullandığı “authentic, rugged, real” yani “otantik, sağlam, gerçek” gibi sloganlar da aslında bu işçi sınıfı mirasından beslenmektedir. şirketler bu geçmişi pazarlama diliyle sahiplenmekte fakat bunu yaparken işçi sınıfının emeğini romantize etmektedir. yani bir anlamda “otantiklik” kalıbı nötr değildir; geçmişte denimi işçi sınıfıyla özdeşleştiren bağlamdan türeyen bir meşruiyet kaynağına dönüşmüştür. ne var ki iş sahasındaki bu mavi iş imgesi, savaş sonrasında gençlikle buluştuğunda sınıf bağlamının ötesine geçerek disiplin ve itaat tartışmalarının da sahnesi olmuştur.

1950’li yıllarda savaş sonrası süreçte marlon brando ve james dean gibi figürlerin de ortaya çıkışıyla birlikte özellikle liselerde mavi denim pantolon, disiplin zafiyeti ve kötü örnek olması gerekçeleriyle yasaklandı (bailey, 2023). basit bir giyim ürünü olarak görülen denim pantolon bu noktada ‘uslu vatandaş’ algısı  ile ‘yoldan çıkan genç’ ayrımı için de görünür bir işarete dönüşmüştü. sektörde ise bu damgayı yumuşatabilmek için okula uygun denim kampanyaları başlatılsa da bu algı yalnızca problemi kesime ve renge indirgeyerek asıl siyasi meselenin üstünü örtmeye çalıştı. oysa yasaklar bundan ibaret olmayıp devlet-okul-aile üçgeninde bedenin nasıl terbiye edileceğine dair bir görüşü dayatıyordu. bu bağlamdan da anlaşılacağı üzere, denim pantolon giymek kişiyi bir kalıbın içine yerleştirmekte ve bu kalıba göre toplumdaki yerini pekiştirmekteydi. sanılanın aksine denim yalnızca asi değildi; çok geçmeden 1960’larda örgütlü toplumsal hareketlerin de ivme kazanmasıyla toplumun belirli kesimleri tarafından stratejik bir seçim haline gelecekti. 1960’lı yıllarda sncc (şiddetsiz öğrenci koordinasyon komitesi) üyesi afrikan amerikan kadın aktivistler, saygınlık kodları diye adlandırılan orta sınıf görünümünden uzaklaşarak denim tulum ve denim etekler gibi işçi sınıfına ait giysileri benimsediler. bu tercih yalnızca rahatlık ve ulaşılabilirlik açılarından değerlendirilmemeli; aksine hareketin saha çalışmalarında aktif olan emekçi topluluklarla dayanışmayı görünür kılma isteğiyle de ilişkili olarak ele alınmalıdır (wills, 2021). denimin bu yönlü kullanımı sncc’nin “yeni amerikan demokrasisi” vizyonunu; sınıf, ırk ve cinsiyet sınırlarını bulanıklaştıran bir araç olarak temsil ettiğini de gösterir (ford, 2013). bu vizyonu detaylı katmanlara bölerek incelemek, denimin kullanımını anlamak açısından daha sağlıklı olacaktır. sncc’nin amacı yalnızca afrikan amerikan vatandaşlara oy hakkı kazandırmak değil, daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir amerikan toplumu oluşturmaktı. kadın aktivistlerin kıyafet seçimleri de bu vizyonun bir görsel yansıması olarak okunmalıdır (ford, 2013). kısacası denim, hareketin arzuladığı “yeni” demokrasiyi somutlaştırıyordu. bunun yanı sıra sncc’ye üye olan kadınların tarım işçilerinin giydiği denim tulum ve denim etekleri tercih etmesi, sınıfsal hiyerarşiyi bilinçli bir şekilde reddetmeyi amaçlıyordu. denim burada orta sınıfa kodlanan ve saygınlıkla eş değer olan kıyafet ile işçi sınıfı görünümü arasındaki ayrımı bulanıklaştıran bir dayanışma kıyafeti oldu. başka bir açıdan da denim, beyaz işçi kırsal kültürü ile ilişkiliydi; afrikan amerikan kadın aktivistlerin bunu sahiplenmesi hem “afrikan amerikan bir kadın nasıl giyinmeli” normlarına hem de “kadın kıyafeti” normlarına meydan okudu. bunu ırksal ve cinsiyetçi beklentilerin dışında alternatif bir kimlik inşası olarak görmek faydalı olacaktır (ford, 2013).

denim, amerika’da yarattığı tartışmaların yanı sıra soğuk savaş döneminde özellikle almanya’da önemli bir sembol olarak görülmekteydi. doğu almanya ve genel olarak doğu bloku tarafından “batı”nın ruhunu simgelediği için denim, çoğu yerde yasaklandı veya karaborsada çok yüksek fiyatlara satıldı (panek, 2019). denim, dönemin gençliği tarafından “özgürlük” temsili olarak yorumlanmaktaydı. buna karşın 1974’te doğu almanya rejimi, doğu alman üretimi olan denim pantolonu piyasaya sürdü. fakat bu pantolonlar doğu almanya vatandaşlarının talebini karşılayamadı; batıda üretilen denim onlar için daha cazip oldu. sonunda 1978 yılında doğu almanya hükümeti, levi’s marka denim pantolon siparişi vererek ülkede satışa sundu. soğuk savaş sonrasında da denim pantolon önemli bir rol oynadı. 2005-2006 döneminde belarus’ta alexander lukashenko yönetimine karşı düzenlenen ve yabancı medyada “jeans revolution” olarak adlandırılan, türkçeye “denim devrimi” olarak çevrilebilecek protestolarda denim, halkın sessiz ama güçlü sembolü oldu. seçimlere hile karıştığına dair iddialar üzerine minsk’te toplanan muhalifler kırmızı-beyaz parti bayraklarını açtılar; fakat polis bu bayraklara hızla el koydu. bu noktada protestocu nikita sasim, denim gömleğini çıkarıp bir sopa üzerine geçirerek salladı ve bu denim gömleğini bayrak ilan etti. denim gömleğinin bayrak gibi dalgalandığı o an ise hareketin kalıcı simgesine dönüştü (shuck, 2014). muhalif gençlik grubu zubr, 2005’ten itibaren her ayın 16’sında denim parçası giymeyi önererek protestoyu günlük hayata taşıdı (abc news, 2006). bu hareketin amacı katı yasaklar ve sert politikalar altında bile insanların günlük yaşamda görünür bir dayanışma sergilemesini sağlamaktı. denimin sovyet ve benzeri otoriter politikaların baskısına karşı kullanılan bir sembol olarak algılanması, belarus’ta özgürlük ve demokrasi talebinin ifade edilme biçimiydi (shuck, 2014).

denimin tarihi yalnızca sokak direnişleriyle, siyasi hareketlerle ya da emekçilerin dayanıklılığının simgesi oluşuyla sınırlı değildir. zamanla denim; görünürlüğün, temsilin ve meşruiyetin de bir arenası haline gelmiştir. soğuk savaş döneminde ve sonrasında, daha önce verdiğim örneklerde olduğu gibi doğu almanya’dan belarus’a özgürlük sembolü haline gelmesi bir yana, denim artık bedenin, kimliğin ve medyanın sahnesine çıktığı bir sürecin parçası haline de gelmiştir. bu süreçte reklamlar, magazin kampanyaları ve marka stratejileri denimin toplumsal imgesini yeniden biçimlendirmeye başlamıştır. 1980’lerde calvin klein’ın brooke shields kampanyası bu değişimin dönüm noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. reklamda henüz 15 yaşında olan shields, calvin klein üretimi denim pantolonları “you want to know what comes between me and my calvins? nothing” sözüyle tanıtmış ve markanın yüzü olmuştur. bu cümlenin çift anlam doğurması nedeniyle kışkırtıcı bir slogan olmasının ötesinde kamusal ahlak, çocukların korunması, ifade özgürlüğü ve medya denetimi gibi doğrudan toplumu ilgilendiren siyasal başlıkları ateşlemiştir. o dönem cbs ve new york’taki iki televizyon kanalı reklamı yayından kaldırmıştır; yani karar, salt “pazarlama beğenisi” meselesi değil, neyin ulusal yayında kabul edilebilir olduğuna dair fiilen siyasi bir yayıncılık standardı kararıydı (upi, 1980). bu olay, reklamın kamusal alandaki düzenleme ve denetim rejimleriyle çakıştığı ilk anlardan biri olarak kayda geçmiştir.

brooke shields’in kampanya sırasında henüz 15 yaşında olması, reklamın yalnızca estetik bağlamda veya pazarlama bağlamında değil, aynı zamanda bir çocuk hakları ve beden sömürüsü tartışması olarak da okunması gerektiğini göstermektedir. küçük yaştaki shields’in bedeni üzerinden cinsel çağrışımlar kurmak, onun rızasını aşan bir ticari stratejiye dönüşmüş ve toplumun gözünde “çocukların korunması” meselesini tetiklemiştir. bu nedenle reklam yalnızca bir moda kampanyası değil; çocuk bedeninin nasıl ticarileştirilebileceği, hangi yaşta hangi temsilin kabul edilebilir olduğu ve medya denetiminin sınırları gibi doğrudan siyasi soruları da gündeme taşımıştır. bu vakadan çıkarılacak sonuç nettir: denim reklamı, basit bir giysi tanıtımının ötesinde, ahlak, hukuk ve siyasal denetimle iç içe bir kamusal olaydır. reklamda oynayan shields’in reşit olmaması, reklamın doğurduğu tartışmaları daha da sertleştirmiş ve denimin pazarlama tarihinde siyasetle kesişen en görünür örneklerden biri haline getirmiştir. bu bağlamda 1980’lerin shields vakası ile sonraki yıllarda denim üzerinde gelişecek kültür savaşları arasında doğrudan bir paralellik kurmak mümkündür. kısacası denim reklamı, kimin bedeninin temsil edileceği ve kimin değerlerinin kamusal alana hâkim olacağı konusunda her zaman politik bir cephe açmıştır.

reklamların ürettiği bu durumlar markaların siyasal alanla nasıl iç içe geçtiğini gösterdi. ancak zamanla şirketler yalnızca dolaylı biçimde değil, doğrudan kamusal sorunlarda da taraf olmaya başladı. 2018 yılında levi strauss & co (bilinen adıyla levi’s), abd’deki silahlı şiddetin yaygınlığını kamu güvenliği sorunu olarak tanıdı ve bu meseleye somut finansal ve kurumsal adımlarla müdahale etmeye başladı (levi’s, 2018). şirketin ceo’su chip bergh, bu doğrultuda “safer tomorrow fund” adlı bir fon oluşturacağını ve bu fon aracılığıyla genç aktivistler ile sivil toplum kuruluşlarının silahlı şiddeti durdurma çabalarına destek vereceğini açıkladı. aynı zamanda levi’s, kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan everytown for gun safety ile bu meseleyle ilgilenen iş insanlarından michael bloomberg’in desteğini bir araya getirerek bir koalisyon kurmayı amaçladı (levi’s, 2018). şirket ayrıca çalışanlarına ücretli gönüllülük saati tanıyarak onları bu konuda aktif rol almaya teşvik etmeyi amaçladı. levi’s bu adımları atarken daha önce 2016’da bir mağaza içinde yaşanan silah kazasına tepki olarak ceo bergh’in “müşterilerden silahlarını mağazalara getirmemesini” isteyen açık bir mektup yayımlamıştı (bender, 2018). yani marka yalnızca kampanya döneminde değil, geçmişten gelen bir sorumluluk perspektifiyle bu konuları üstlenmeye başlamıştı. bu girişim, levi’s’in yalnızca denim satmaktan öteye geçerek kamusal politika alanında doğrudan aktif olmayı seçtiğini göstermektedir. şirket, toplumsal sorumluluğu markasının temel değerleri arasına yerleştirerek etik beklentiyi ticari kimliğinin bir parçası haline getirmiştir. böylece levi’s, tüketiciler ve çalışanlarıyla yalnızca stil üzerinden değil, aynı zamanda “hangi değerleri savunduğu” üzerinden de bağ kurmaya başlamıştır.

levi’s’ın yalnızca kamusal sorunlarda değil, kültürel alanda da siyasallaştığını gösteren en önemli örneklerden biri beyoncé ile yaptığı iş birliğidir. geleneksel açıdan “western” ve “kovboy” figürü üzerinden pazarlanan levi’s, uzun yıllar boyunca beyaz, erkek ve heteronormatif bir amerikan kimliğini temsil etmiştir; ancak beyoncé’nin marka ile iş birliği sonrasında bu kodların kırıldığı ve yeni bir dönemin başladığı görülmüştür (levi’s, 2025). 2024 yılında yayımladığı ve sonrasında grammy ödüllerinde yılın en iyi albümü ödülünü alan cowboy carter albümü ve özellikle bu albümdeki “levii’s jeans” şarkısı bu normların değiştiğinin habercisi olmuştur. levi’s ise beyoncé’nin albümüne atıfta bulunarak sosyal medyada kendi adını levii’s şeklinde değiştirmiş, bu gibi kampanyalarla kültürel dalgayı sahiplenmiş ve western imgesini bir afrikan amerikan kadın sanatçının perspektifinden yeniden çerçevelemiştir. bu hamle yalnızca estetik bir tercihten ibaret değildi; western’in tarihsel olarak dışladığı kimlikleri içine alan bir kültürel ve siyasal müdahaleydi. beyoncé’nin albümünün ardından denim ve western modasının yeniden popülerleşmesi, levi’s’ın yalnızca ticari bir başarı değil, aynı zamanda kimin amerikan kimliğinin bir parçası sayıldığına dair ideolojik fikirde bir kayma olarak da okunabilir (cochrane, 2024). bu iş birliği denimin yalnızca bir moda ürünü olmadığını; kimlik, milliyetçilik ve temsil siyaseti için bir sahne olduğunu da kanıtlamıştır. western imgesinin bir kadın tarafından yeniden sahiplenilmesi ise denimin, geçmişin işçi sınıfı mirasını ya da 1980’lerin ahlak tartışmalarını ele alan bir sembolden ziyade, kültür savaşları ve kimlik politikaları için de güçlü bir sembol haline geldiğini göstermektedir.

denimin kültürel ve siyasal temsilleri yalnızca western imgesinin yeniden yazılmasıyla sınırlı kalmadı; 2025 yazında iki farklı marka kampanyası, aynı kumaşın nasıl zıt siyasal anlamlara bürünebileceğini gözler önüne serdi. american eagle markasının amerikalı oyuncu sydney sweeney ile yürüttüğü “sydney sweeney has great jeans” kampanyası ile gap markasının katseye kız grubu ile yürüttüğü “better in denim” kampanyası, denimin günümüzde hem pazarlanabilir bir ürün hem de kimlik, estetik ve değerin nasıl tarif edildiğiyle doğrudan ilişkili bir sembol olduğunu göstermektedir. kronolojik olarak öncelikle american eagle’ın yürüttüğü kampanyayı incelemek istiyorum. bu kampanyanın ana sloganı olan “sydney sweeney has great jeans” cümlesi türkçeye “sydney sweeney’nin harika denim pantolonları var” şeklinde çevriliyor ve basit bir slogan gibi görünse de, kampanyada kullanılan “jeans” kelimesi ile “genes” (genler) kelimesinin ingilizce telaffuzundaki benzerlik sebebiyle bir kelime oyunu olarak öne çıkmaktadır. bazı izleyiciler, american eagle’ın bu kelime oyunu ile güzellik standartlarını, beyazlığı, ideal görünüşü ve genetik mirası çağrıştırdığını belirterek rahatsızlık duydu (betts, 2025). başka bir açıdan, bu söylemin öjeni gibi tarihsel ideolojilerle bağlantılı olduğunu; genetik kökene ya da doğuştan gelen özelliklere vurgu yapmanın toplumsal eşitsizlik ve kimlik dışlanması bağlamında sorunlu olduğunu savundular (norwood, 2025). american eagle’ın sydney sweeney reklamı, cumhuriyetçi çevreler tarafından hızla sahiplenildi. özellikle abd başkanı donald trump kendi kurduğu truth social platformunda reklamı övdü; bu destek, reklamın “woke” karşıtı söylemler içinde yeniden yorumlanmasını sağladı ve cumhuriyetçi politik söylemle doğrudan ilişkilendirdi (hays, 2025). “yeniden geleneksel değerlere dönüş” düşüncesini destekleyen kesimlerce sahiplenilen reklam filmi, firmanın düşüşte olan hisselerinde toparlanmaya da katkı sağladı. yıl başındaki düşüşlerin ardından hisse değerleri %33’e varan bir sıçrama ile yükseldi ve sonuçta marka bu durumu birçok alanda kendi lehine çevirdi (chakravarty, 2025). demokrat çevrelerden gelen eleştirilere rağmen reklamı geri çekmeyen american eagle, kampanyanın yalnızca denim pantolonla ilgili olduğunu açıkladı; fakat bu açıklama eleştirilerin hızını kesmedi.

19 ağustos 2025 tarihinde bu kez aynı ürün grubunda bulunan gap markası “better in denim” kampanyasını başlattı ve bu kampanya american eagle’ın tartışmalı reklamının tam karşısında konumlandı. kampanyada küresel kız grubu katseye, kelis’in ünlü şarkısı milkshake eşliğinde koreografik bir performans sergiledi. ilk bakışta gap’in burada düşük bel denim pantolon ve long & lean gibi y2k estetiğine ait modelleri yeniden piyasaya sürmeye çalıştığı düşünülmektedir. fakat bu kampanya detaylı incelendiğinde çok kültürlü ve genç bir kadın grubunu sahneye taşıyarak denim pantolonun kapsayıcı bir sembol haline gelmesine yardımcı olduğu anlaşılmaktadır. kampanya kısa süre içinde viral olmuş ve toplamda 8 milyara yakın izlenmeye ulaşmıştır (mcewan, 2025). bu rakamlar günün sonunda gap’in başarılı bir kampanya oluşturduğunu kanıtlamaya yetmiştir. ancak kampanyanın önemi yalnızca rakamlardan ibaret değildi. gap, denim pantolonu “genetik miras” gibi dışlayıcı normlarla ilişkilendirmek yerine farklı kimliklerin sahnede birlikte var olabileceği bir alanın metaforu olarak sunmuştur. çok uluslu bir grubun seçilmesi, markanın evrensel gençlik kültürünü ve çeşitliliği kutlayan bir mesaj vermesini sağlamıştır. kullanılan koreografi ve müzik aracılığıyla denim, bireysel stil kadar kolektif ifade için de bir sahneye dönüşmüş; bu bağlamda gap’in reklamı, denimin günümüzdeki siyasallığını “kimin dahil edilip edilmeyeceği” sorusu etrafında kurulmuş ve yanıtını çoğulculuk, katılım ve kapsayıcılık üzerinden vermiştir (lopez, 2025). anlaşılacağı üzere 2025 yazında denim aynı kumaşı temsil eden iki marka tarafından iki zıt siyasal anlatıya bürünmüştür. american eagle’ın sydney sweeney reklamı cumhuriyetçiler tarafından sahiplenilerek “geleneksel değerler” tartışmasının parçası olurken, gap’in “better in denim” kampanyası kapsayıcı temsil üzerinden denim siyasetin önemli bir sembolü haline gelmiştir.

sonuç paragrafına geçmeden “denim day”den de bahsetmek istiyorum. 1992 yılında italya’da görülen bir davada, bir kadın ilk sürüş dersi sırasında tacize uğradıktan sonra sürücü hocasına dava açtı; ancak italyan yüksek mahkemesi, dar denim pantolon giymiş olması nedeniyle tacizi kabul etmeyip “denim pantolonunu çıkarmasına yardım etmiş olması gerektiğini” söyleyerek eylemi rıza olarak yorumladı. bu karar “jeans alibi” yani “jean bahanesi” olarak anıldı. karara tepki olarak italyan parlamentosu’ndaki kadın vekiller denim pantolon giyerek protesto ettiler (denim day, n.d.). 1999’da los angeles’taki sivil toplum kuruluşu peace over violence bu hareketten esinlenerek denim day kampanyasını başlattı. kampanyanın amacı, kıyafet üzerinden mağdur suçlamasına dair yaygın yanlış inanışları görünür kılmak ve cinsel şiddet farkındalığını artırmaktı (denim day, n.d.). bugün denim day, nisan ayının son çarşambasında dünya genelinde insanların denim pantolon giyerek “kişinin kıyafeti asla rıza değildir, giydikleri kıyafet suçlama nedeni olamaz” mesajı verdikleri bir farkındalık günü haline gelmiştir.

denim hiçbir zaman yalnızca bir giysi olmadı; köle emeğiyle kurulan indigo ekonomisinden soğuk savaş’ın özgürlük ikonografisine, belarus sokaklarında verilen özgürlük mücadelesinden calvin klein reklamlarına, kamusal sorumluluk girişimlerinden kimlik siyasetinin yeniden çerçevelenmesine kadar her dönemde toplumsal çatışmaların, değerlerin ve kimlik mücadelelerinin sahnesine dönüştü. denim her dönemde farklı anlamlar taşıyabilir ve siyasi bir araç olarak kişiler ya da markalar tarafından kullanılabilir; ancak değişmeyecek tek bir olgu vardır: kıyafet asla rıza değildir.

kaynakça

bailey, s. (2023). denim jeans become accepted as fashion. ebsco. https://www.ebsco.com/research-starters/history/denim-jeans-become-accepted-fashion

been innovating since the birth of the blue jean in 1873. (n.d.). levi staruss & co. https://www.levistrauss.com/levis-history

belarusians wear jeans in silent protest. (2006). abc news. https://abcnews.go.com/International/story?id=1502762

bender, k. j. (2018). old west pioneer levi strauss takes a stand against gun violence. ktvu. https://www.ktvu.com/news/old-west-pioneer-levi-strauss-takes-a-stand-against-gun-violence

betts, a. (2025). american eagle faces backlash over “sydney sweeney has great jeans” ad. the guardian. https://www.theguardian.com/us-news/2025/jul/29/american-eagle-sydney-sweeney-jeans-ad

beyoncé and levi’s launch the denim cowboy. (2025). levi strauss & co. https://www.levistrauss.com/2025/08/04/beyonce-and-levis-launch-the-denim-cowboy

chakravarty, k. (2025). american eagle rides high on sydney sweeney ad buzz. reuters. https://www.reuters.com/business/retail-consumer/american-eagle-rides-high-sydney-sweeney-ad-buzz-2025-09-04

cochrane, l. (2024). beyoncé effect: cowboy carter albüm puts levi’s on fashion hotlist. the guardian. https://www.theguardian.com/music/2024/apr/12/beyonce-effect-cowboy-carter-album-levis-fashion-hotlist-double-denim

denim day through the years. (n.d.). denim day. https://denimday.org/history

ending the gun violence epidemic in america. (2018). levi strauss & co. https://www.levistrauss.com/2018/09/04/ending-gun-violence

ford, t. c. (2013). sncc women, denim, and the politics of dress. the journal of southern history, 79(3), 625-658. http://www.jstor.org/stable/23795090

hays, g. (2025). american eagle stock jumps following trump praise for sydney sweeney ad. fox business.

lopez, s. (2025). a latina director just reminded everyone what good advertising looks like. remezcla. https://remezcla.com/culture/bethany-vargas-latina-director-gap-ad/

mcewan, l. (2025). katseye’s gap ad hit 400m views in 3 days. what happened next? ap news. https://apnews.com/article/katseye-interview-gap-ad-9b42686b193b16150fdc6371bca1dee1

norwood, c. (2025). it’s not just “good genes”. it is a dark reminder of history. 19th news. https://19thnews.org/2025/08/american-eagle-good-genes-ad-history-eugenics

panek, t. (2019). blue jeans and the fall of the berlin wall. levi staruss & co. https://www.levistrauss.com/2019/11/07/blue-jeans-and-the-fall-of-the-berlin-wall

shuck, d. (2014). rememerbing belarus’s denim revolution. heddels. https://www.heddels.com/2014/08/remembering-belaruss-denim-revolution

a calvin klein jeans commercial featuring teen-age actress brooke… (1980). upi. https://www.upi.com/Archives/1980/11/20/A-Calvin-Klein-jeans-commercial-featuring-teen-age-actress-Brooke/8797343544400

wills, m. (2021). why black women activists started wearing denim. jstor daily. https://daily.jstor.org/why-black-women-activists-started-wearing-denim

Yorum bırakın

Popüler