dila demircan.

modern kapitalist toplumlarda haksızlığa uğrama ve ezilme biçimleri; sınıf, cinsiyet ya da tür fark etmeksizin toplumun her alanında gerçekleşir. bu yazıda, belirtilen kesişimin aslında ezilme biçimlerinin birbirinden farksız olmadığını; aksine birbirini beslediği gösterilecektir. baskılardan ve zorla yapıştırılmış farklılık etiketlerinden kurtulma amacıyla oluşturulan gerçek bir özgürleşme direnişi; emeğin sömürülmesine, bedenin metalaştırılmasına ve türsel hiyerarşiye karşı aynı kalemden red sunmalıdır.  

insan, kapitalist düzende hayatta kalmak uğruna kendine, emeğine ve çevresinde varoluş halinde bulunanlara yabancılaşır. marx’ın bu kavramı sadece sömürü halindeki insanlarla değil, benzer bir biçimde sömürü halindeki hayvanlarla da bağdaştırılabilir: artan nüfusa yetişmeye çalışan hayvan endüstrisi, hayvanları birer canlı olmaktan çıkarıp bedenlerini ürün sınırı içine alarak metalaştırır. yabancılaşmış emek, işçinin kendi içinde hiçbir amaç, haz veya tatmin bulamadığı; kişinin kendini aşağılanmış, değersiz ve önemsiz hissettiği bir durumdur (mukhopadhyay, 2021). bu tanımdan yola çıkarak, yabancılaşmış emekten muzdarip olan gruplardan birinin mezbaha işçileri olduğu gözlenebilir. birçoğu kayıtsız göçmen veya dışlanmış yoksul gruplardan oluşan mezbaha işçileri, yale global health review’un (2016) araştırmasına göre travma sonrası stres bozukluğu (tssb) ve fail kaynaklı travmatik stres problemleri yaşamanın yanında şiddet içeren suçlar psikoaktif madde kullanımında da yükseliş yaşarlar. onları metalaştırıp yalnızca bir et parçası olarak görmek, sadece hayvanlara zarar vermez; ekonomik çaresizlik sonucu bu endüstrinin işçilerini de katliama kurban eder. mezbaha işçilerinin her gün binlerce canlıyı öldürmek, bunu yaparken gözlerine bakıp feryat seslerini duymak zorunda kalmaları onlara psikolojik zarar vermenin yanında şiddeti sıradanlaştırarak toplum genelindeki şiddet eşiğini yükseltir. yapılan bir araştırmaya göre mezbaha ve mezbaha çalışanlarının bulunduğu komünitelerde suç oranları, özellikle şiddet ve cinsel saldırı suçları, diğer komünitelere göre daha fazladır (yale global health review, 2016). bunun nedeni, güçlü olanın zayıf olanı ezebileceğinin, bunu yapmaya hakkı olduğunun toplum bilincinde normalleştirilmesidir. aslında hayvana uygulanan şiddet, toplum vicdanında istisna payı olarak bir boşluk yaratır, ve bu boşluğun önüne geçmedikçe hem bireylerin hem de kurumların şiddet karşıtı duyarlılıkları körelir. bütün bunlar bize gösterir ki toplumsal adalet ve mezbahalarda kullanılan kesim bıçakları arasındaki fark sandığımızdan çok daha az. çünkü her ikisi de başkalarının yaşamını ve emeğini değersiz gören, aynı hiyerarşiye ait olan mantıktan beslenir.

hayvan sömürüsünün bağdaştırılabileceği başka bir nokta da patriyarkadır. ilk bakışta kulağa garip gelebilecek bu ilişki, çeşitli konularda patriyarkal düzenin kadına ve hayvana verdiği değerin birbirinden pek de bir farkı olmadığını gösterir. bedenin nesneleştirilip tek işlevinin bir et parçası olarak görülmesinden üreme adaletsizliğine kadar, patriyarkanın kadınlara ve hayvanlara dayattığı sorunlar büyük oranda kesişime uğrar. süt veren bir ineğin ortalama 20 yıl ömrü olması rağmen üremeyi, dolayısıyla süt vermeyi bıraktıktan sonra ölüme terk edilmesi (hall, 2024), türü insan ya da hayvan fark etmeksizin sistemin kadın sömürüsü üzerine kurulduğunu gösterir. kadın bedeni, süregelen düzenden ötürü yalnızca üreme kapasitesi üzerinden değerlendirildiği için farklı canlıların benzer muameleler görmesi maalesef ki şaşırtıcı değildir. bir canlının zorunlu hamilelik geçirmesi, ardından vücudunun getirdiği doğum ve süt üretimi döngüsünün endüstriyelleşmesi, sömürülenin sadece hayvanın eti değil aynı zamanda dişiliği olduğunu gösterir. aslında hayvan, sermayenin devamlılığı için sürekli hamile bırakılıp bir nevi yaşayan bir doğum ve süt makinesi haline getirilir. carol j. adams’ın etin cinsel politikası kitabında da değindiği gibi kadın vücudunun popüler kültür araçları olan medya ve reklamlarda parçalanarak (sadece göğüs veya bacak gibi) “sunulması”, et endüstrisinde canlı bir hayvanın kanat ya da but gibi vücut parçalarına indirgenmesiyle aynı yerden gelir. her iki durumda da asıl hedef özneyi yok ederek tüketime hazır bir nesne bırakmaktır. tam da bu nedenden dolayı kadın vücudu üzerindeki baskıya karşı çıkmak, dişi hayvanın vücudu üzerindeki sömürüyü de sorgulamayı beraberinden getirmelidir. kadın sömürüsü ve hayvan sömürüsü arasında tek bir doğrudan bağ olmasa da, hayvan hakları için mücadele etmenin feminizmle denk düşen birden çok yanı vardır. hayvanların hayatlarının ve bedenlerinin nesneleştirip sömürülmesi, tecavüz kültürünü bir noktada normalize eder. feminizm ise patriyarkanın bazı canlıların varlığının, diğerlerinin avantajına kullanılabilecek şekilde kurduğu düzene karşı direnir. 

kapitalist patriyarkanın baskıladığı tek canlıların insanlar olmadığını, ünlü filozof ve yazar angela davis şu sözleriyle açıklıyor “bu ülkede tavukların endüstriyel olarak yetiştirildiği korkunç koşulları hiç düşünmeden oturup bir parça tavuk yiyebiliyor olmamız, kapitalizmin tehlikelerinin ve zihinlerimizi nasıl sömürgeleştirdiğinin bir işaretidir” (del prado alanes, 2023, para. 7). davis’in de dediği gibi kapitalizm sadece fiziksel bir sömürü olarak vücut bulmaz, aynı zamanda algı yönetimi olarak halkın karşısında çıkar. çoğu insanın ihtiyaçlarını marketlerden alışveriş yaparak giderdiği bu dönemde marketlerde bulunan gıdaların paketlenmesi burada önemli bir rol oynar. et paketlerinin üzerinde hayvan resimleri yerine farklı tasarımların bulunması bu algı yönetimine önemli bir örnektir. çünkü kapitalizm tüketici ve üretim süreci arasına bir etik perdesi çeker. bu perde sayesinde, yönetilen algı sayesinde, birey kendi vicdanıyla çelişmeden sistemin bir parçası haline gelir. ek olarak davis “ hayvanlara yönelik tutumumuz ile hiyerarşinin en alt basamağındaki insanlara yönelik tutumumuz arasında bir bağ vardır … diğer insanlara bu tür şiddet uygulayan kişiler, bunu genellikle hayvanlar üzerinde şiddet uygulayarak öğrenmişlerdir” der. bu, şiddetin bir hiyerarşi meselesi olmasını destekler niteliktedir. tarihsel sürece bakıldığında da azınlıklar, mülteciler, alt sınıflar gibi marjinalize edilen, ötekileştirilen gruplar her seferinde önce toplum gözünde hayvanlaştırılırlar. ötekileştirilmiş grupların gördüğü kötü muamelenin meşru kılınması, toplum gözündeki hayvanlara kötü davranılabileceği ön kabulüdür. şiddet bir bütündür, bölümlere ayrılmaz. bugün “sadece bir hayvan” deyip göz yuman toplumun yarın bir insan grubuna ithafen “onlar zaten bizden değil” demeleri şaşırtıcı olmayacaktır. hayvan endüstrisi bir bakıma toplumu savunmasız olanı ezmeye iter. 

sonuç olarak veganlık; sadece bir beslenme çeşidi değil, aynı zamanda bir direniş biçimidir. kapitalist patriyarkanın dayatmaya çalıştığı etik perdesini reddetmektir. işçinin emeğine yabancılaşması, kadın vücudunun metalaştırılması ve hayvanların bir nesneye indirgenmesi aynı sistemin, aynı sömürü mekanizmasının farklı çarklarıdır. bir bütün olan şiddet bölümlere ayrılmadığından adaleti de ayırmamalı, ayrıştırmamalıyız. gerçek bir özgürleşmeye ancak ve ancak sınıf, cinsiyet ve tür barikatlarını yakarak ulaşılabilir.

kaynakça

a call to action: psychological harm in slaughterhouse workers. (2016, 25 ocak). yale global health review. https://yaleglobalhealthreview.com/2016/01/25/a-call-to-action-psychological-harm-in-slaughterhouse-workers/ 

arıkan, e. (2022, 15 şubat). endüstriyel hayvancılık nasıl milyarlarca hayvana eziyet ediyor? kafessiz türkiye. https://kafessizturkiye.com/egitim-1-ozet-ve-kaynaklar-endustriyel-hayvancilik-ve-eziyet 

del prado alanes, m. n. (2023, 9 mart). the intersectionality of feminism and veganism. vegan fta. https://veganfta.com/blog/2023/03/09/the-intersectionality-of-feminism-and-veganism/ 

hall, a. (2024, 17 ocak). the inconvenient intersection between veganism and feminism. medium. https://medium.com/bitchy/the-inconvenient-intersection-between-veganism-and-feminism-4d4b2573fbc2 

mukhopadhyay, r. (2021). karl marx’s theory of alienation. ssrn. https://pure.jgu.edu.in/id/eprint/2092/1/Karl%20Marx’s%20Theory%20of%20Alienation%202021.pdf 

Yorum bırakın

Popüler